Sihirli Renk Paleti ve Solan Dünya
Küçük ressam Ela, dedesinin atölyesinde bulduğu antika bir renk paletiyle her çizdiği resmin gerçek olduğunu keşfetti. Fakat bir sabah uyandığında, dünyanın renklerinin solduğunu gördü. Paletin sihri azalıyordu çünkü insanlar etraflarındaki güzellikleri görmeyi unutmuştu. Ela, renkleri geri getirmek için unutulan güzellikleri hatırlatacak bir yolculuğa çıkacaktı.

Ela’nın en sevdiği şey resim yapmaktı. Bir yaz günü dedesinin atölyesini temizlerken, üzeri tozlu ama hâlâ canlı renkleri olan eski bir palet buldu. İlk fırça darbesinde, çizdiği kelebeğin kanatlarını çırparak odada uçtuğunu gördü! Palet sihirliydi ve onun çizdiği her şey gerçek oluyordu.
Ancak birkaç hafta sonra Ela fark etti ki paletin renkleri soluyor, çizdiği resimler de eskisi kadar canlı olmuyordu. Dahası, dışarıdaki dünya da grileşiyordu. Ağaçlar daha solgun, gökyüzü daha mat görünüyordu.
Dedesi ona paletin sırrını açıkladı: “Bu palet, güzelliklerle beslenir. İnsanlar etraflarındaki güzellikleri fark ettikçe, paletin renkleri canlı kalır. Ama unuttuklarında, her şey solmaya başlar.”
Ela paleti kurtarmaya karar verdi. İlk olarak mahallesindeki çocuklarla bir “Güzellik Avcıları” kulübü kurdu. Birlikte parklara gidip en güzel çiçekleri buldular, bulutların şekillerini izlediler, kuşların şarkılarını dinlediler. Ela, gördükleri her güzel şeyi paletiyle resmetti.
Sonra yaşlılar evini ziyaret ettiler. Buradaki nineler ve dedeler, onlara eskiden dünyanın ne kadar renkli olduğunu anlattılar. Ela, onların hikayelerini de resmetti. Her resim çizdiğinde, paletin renkleri biraz daha canlanıyordu.
En sonunda, tüm kasaba halkını bir araya getirdi. Paletiyle dev bir duvar resmi yaptı – insanların doğayla uyum içinde yaşadığı renkli bir dünya. Resim bittiğinde, palet yeniden ışıl ışıl parlıyordu ve gerçekten de kasaba eski renklerine kavuşmuştu.
Ela, en büyük sihrin aslında insanların yüreğinde olduğunu anlamıştı. Palet sadece bir araçtı – asıl önemli olan, dünyadaki güzellikleri görebilmek ve takdir edebilmekti.



