Gümüş Davulun Yumuşak Sesi

Gümüş Tokmağın Yankısı

Eski zamanların birinde, dar sokaklı şirin bir mahalle vardı. Bu mahallede herkes birbirini çok iyi tanırdı. Evlerin pencerelerinden her zaman taze ekmek kokuları yükselirdi. Mahallenin en sevilen kişisi ise Davulcu Mehmet Amca idi. Mehmet Amca, her gece elinde davuluyla sokakları neşeyle gezerdi. Onun davulu sıradan bir ses çıkarmazdı. Sanki her vuruşta mahalleliye huzur ve güven verirdi. Mehmet Amca çok zengin bir adam değildi. Ancak kalbi o kadar genişti ki herkesi oraya sığdırabilirdi. Cebindeki son zeytini bile bir kuşla paylaşırdı. Onun bu iyiliği tüm mahalle sakinlerinin içini ısıtırdı.

Mahallede bir de Murat Efendi yaşardı. Murat Efendi çok büyük bir evde otururdu. Bahçesinde meyve ağaçları, havuzunda ise renkli balıklar vardı. Ama Murat Efendi kapısını pek kimseye açmazdı. Bahçesindeki elmalar dallardan yere dökülür, yine de kimseye vermezdi. Mahalleli ona kızmazdı ama onun bu yalnızlığına çok üzülürlerdi. Murat Efendi penceresinden dışarı bakar, gülen insanları izlerdi. İçten içe o da bu neşeye katılmak isterdi. Fakat nasıl başlayacağını bir türlü bilemezdi. Kendi kendine, sessizce evinde oturup günlerin geçmesini beklerdi.

Gecenin İçindeki Fısıltı

Bir gece Mehmet Amca davulunu çalarken ilginç bir şey oldu. Davulunun eski tokmağı birden ikiye ayrılıverdi. Mehmet Amca yolun kenarına oturdu ve tokmağına üzülerek baktı. Tam o sırada yolun köşesinde ak sakallı bir dede belirdi. Dede gülümseyerek Mehmet Amca’ya yaklaştı ve ona gümüş renkli bir tokmak uzattı. “Bu tokmak sadece ses çıkarmaz evlat,” dedi yaşlı dede. “Bu tokmak, duymayı bilen kulaklara kalbin şarkısını fısıldar.” Mehmet Amca şaşkınlıkla tokmağı eline aldı. Dede bir anda gecenin serinliğinde gözden kayboldu. Mehmet Amca yeni tokmağıyla davuluna yavaşça vurdu. Çıkan ses o kadar yumuşaktı ki rüzgâr bile durup onu dinledi.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Kanatlı Bulut ve Neşeli Şehir

Mehmet Amca bu yeni sesle sokaklarda yürümeye devam etti. Davuldan çıkan ses, sanki bir ninninin en güzel notası gibiydi. Ses mahallenin her köşesine, her çatısına yayıldı. İnsanlar uykularında gülümsemeye, güzel rüyalar görmeye başladılar. Tokmağın her vuruşu, havada süzülen bir kuşun kanat çırpışı gibi hafifti. Mehmet Amca bu sesi dinlerken içinden bir huzur dalgasının geçtiğini hissetti. *Acaba bu ses komşularımın kalbine de ulaşıyor mu?* diye kendi kendine düşündü. O gece mahalledeki her evde, insanlar birbirine daha sıkı sarılarak uyudu. Sanki görünmez bir bağ tüm evleri birbirine bağlıyordu.

Kalbin Sesini Dinlemek

Ertesi gün Murat Efendi erkenden uyandı. İçinde daha önce hiç hissetmediği bir kıpırtı vardı. Penceresini açtı ve dışarıdaki havayı ciğerlerine doldurdu. Bahçesindeki yaşlı elma ağacı, sabah rüzgârıyla birlikte ona selam verir gibi dallarını salladı. Murat Efendi ilk kez ağacın hışırtısını sadece bir gürültü olarak duymadı. Sanki ağaç ona, meyvelerinin paylaşıldıkça daha tatlı olacağını anlatıyordu. Mehmet Amca’nın davulunun yankısı hala kulaklarındaydı. Murat Efendi o an ilk kez kendi iç sesini dinlemeye karar verdi. Kalbi ona, uzun zamandır kapalı tuttuğu kapıları açmasını söylüyordu.

Murat Efendi hemen mutfağa koştu ve büyük kazanları çıkarttı. Yardımcılarına mahallenin en güzel yemeklerini hazırlamalarını söyledi. Bahçesindeki masaları birleştirdi, üzerlerine bembeyaz örtüler serdi. Ağaçlardaki en olgun elmaları tek tek sepete topladı. Mahalledeki çocukları, yaşlıları ve komşuları davet etmek için sokağa çıktı. Herkes şaşkınlıkla Murat Efendi’nin gülen yüzüne bakıyordu. Davulcu Mehmet Amca da davuluyla bahçeye geldi. Mehmet Amca davuluna vurdukça, Murat Efendi’nin içindeki çekingenlik tamamen yok oldu. Bahçeden yükselen kahkahalar, kuşların cıvıltısıyla birbirine karıştı.

Birlikte Atan Kalpler

O akşam mahalleli dev bir sofranın etrafında toplandı. Kimse kimsenin yabancısı değilmiş gibi herkes birbiriyle sohbet etti. Murat Efendi, elindeki elmaları çocuklara tek tek kendi elleriyle ikram etti. Paylaştıkça sofradaki yemeğin hiç azalmadığını, aksine bereketlendiğini fark etti. Herkes doyduktan sonra Mehmet Amca tekrar gümüş tokmağı eline aldı. Davulun sesi bu kez teşekkür eder gibi, minnet dolu bir tonda yükseldi. Murat Efendi anladı ki, gerçek mutluluk büyük evlerde değil, bir arada kurulan sofralardaydı. O günden sonra mahallede kimse yalnız kalmadı, kimsenin tenceresi boş kaynamadı.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Renkli Orman’ın Fısıltısı ve Küçük Esme’nin Neşesi

Mehmet Amca ve Murat Efendi, mahallenin orta yerinde yan yana oturdular. Gökyüzündeki yıldızlar, aşağıda parlayan bu mutluluğu izlemek için daha da parlak yanmaya başladı. Sevgi paylaşıldıkça çoğalan, paylaşıldıkça dünyayı güzelleştiren sihirli bir tohum gibiydi. İnsanlar birbirini dinlemeyi ve anlamayı öğrenince, hayat en güzel şarkısını söylemeye başladı. Mehmet Amca gümüş tokmağını yavaşça davulunun yanına bıraktı. Artık tokmak vursa da vurmasa da mahallenin kalbi aynı güzel ritimle atıyordu. Mutluluk, sessiz bir nehir gibi tüm sokaklardan geçerek evlerin içine süzüldü.

Sevgi paylaşıldıkça kalpler ışıldar, dostlukla kurulan sofralar asla bitmez.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu