Değerler Eğitimi Masalları
-

Bölüm 17: Fısıltı Mağarası
Yeraltının KapısıRüzgâr Tepesi’nden inen dört arkadaş, ormanın en sessiz bölgesine doğru ilerledi. Burası, Fısıltı Ormanı’nın adını aldığı yerdi; ağaçlar bile burada fısıltıyla konuşuyordu. Pırpır-Kuyruk, kulaklarını dikti:“Her yer fısıltılarla dolu,” dedi. “Ama bir ses diğerlerinden daha güçlü.”Pofuduk Ayı, mührün titreşimini takip etti. Titreşim, bir kaya grubunun arasındaki dar bir yarığı gösteriyordu. “Mağara burada,” dedi Pofuduk Ayı. Yarık, dışarıdan küçük görünüyordu ama…
Devamını Oku » -

Bölüm 10: Mağaranın Eşiğinde
Kristal PatikaBilge-Kabuk Kaplumbağa, ağır ama kararlı adımlarla önden ilerliyordu. Kristal ormanda açtığı yol, sankionu tanıyormuş gibi kendiliğinden aydınlanıyordu. Pofuduk Ayı, bu yaşlı koruyucunun her adımında yıllarca birikmiş bilgeliği görüyordu. “Burada ne kadar süredir yaşıyorsun?” diye sordu Pofuduk Ayı, saygıyla.Kaplumbağa, yavaşça dönüp gülümsedi. “Zaman, burada dışarıdaki gibi akmıyor küçük ayı. Ben bukristallerin tohumlandığı günü hatırlıyorum.” Utangaç-Diken Kirpi, hayranlıkla sordu: “O kadar…
Devamını Oku » -

Bölüm 9: Kristal Yolun Başlangıcı
Sütunların RehberliğiSabah olduğunda, sis neredeyse tamamen dağılmıştı. Taş sütunların gösterdiği yol, vadinin doğusunadoğru uzanıyordu. Pofuduk Ayı, mührü tekrar taşa yerleştirdiğinde, yerdeki çizgiler parlamaya başladıve bir patika oluşturdu. “Yol bizi bekliyor,” dedi Pofuduk Ayı, arkadaşlarına dönerek.Gezgin-Gaga Turna, havasına süzülerek yolu takip etti. “Patika düz değil,” dedi yukarıdan. “Öncealçalıyor, sonra bir tepeye tırmanıyor. Tepenin ardında bir şey parlıyor.” Utangaç-Diken Kirpi, sırtındakimeyveleri kontrol…
Devamını Oku » -

Ayçiçeği Prensesi
Bir zamanlar, Altınovalı Krallığı’nda sabahlar hep neşeyle başlardı.Her yer sarıya boyanır, ayçiçekleri güneşe dönüp gülümserdi.Krallığın prensesi Elara, her sabah sarayın bahçesine çıkar, çiçeklerle konuşurdu.“Günaydın küçük dostlarım, bugün de ışıldıyor musunuz?” Ama bir sabah, garip bir sessizlik vardı.Ayçiçekleri eğilmişti.Ne dönüyorlardı, ne de gülümsüyorlardı. Elara şaşırdı.“Ne oldu size?” diye sordu ama çiçeklerden ses çıkmadı.Sarayın bilge bahçıvanı geldi.“Prensesim,” dedi, “güneşin ışığı var ama…
Devamını Oku » -

Konuşan Kütüphane
Mert, her boş vaktini kütüphanede geçirirdi. Bir gün, kütüphanenin arka raflarında daha önce hiç görmediği bir kapı buldu. Kapıyı açtığında, kitapların canlı olduğu sihirli bir odaya girdi. Burada, macera kitapları kahramanlarla sohbet ediyor, şiir kitapları mırıldanıyor, bilim kitapları deneyler yapıyordu. Ancak Mert, bazı kitapların sayfalarının solduğunu fark etti. “İnsanlar bizi okumazsa, yok oluruz,” diye açıkladı yaşlı bir sözlük. “Özellikle çocuklar…
Devamını Oku » -

Zamanın Renkleri ve Saatin Çarkları
Yaşlı saatçi Zamaner, dünyanın zamanını tutan dev bir saatin bekçisiydi. Bir sabah, saatin çarklarının arasında mavi gözleriyle etrafı süzen bir kız gördü. Kız, kendisine “Lara” dedi ve zamanın renklerinden bahsetti. Zamaner şaşırmıştı, çünkü hiç kimse zamanın renklerini göremezdi. Lara, saatin neden yavaşladığını biliyordu: “Geleceğin mavisi soluyor, çünkü insanlar hayal kurmayı unutuyor,” dedi. Zamaner, bunu düzeltmek için Lara’ya ihtiyaç duyduğunu anladı.…
Devamını Oku » -

Rüya Terzisi ve Kâbus İplikleri
Luna’nın atölyesi iki dünyaya açılıyordu: gündüzleri insanların geldiği perdeli bir dükkân, geceleri ise rüyaların dokunduğu sisli bir diyar. Müşterileri ona en güzel anılarını anlatır, o da bu anılardan rüya kumaşları dokurdu. Bir pazartesi sabahı, tüm müşterileri bitkin ve korku dolu gözlerle dükkâna geldi. Hepsi aynı kâbusu görmüştü: sonsuz bir labirentte kaybolmak. Luna hemen rüya tezgâhını kontrol etti. Normalde altın ve…
Devamını Oku » -

Fısıltıları Dokuyan Terzi
Leyla’nın dikişi sihirliydi. Diktikleri sadece kumaşları birleştirmiyor, aynı zamanda ruhları da onarıyordu. Bunun sırrı, onun etraftaki sessiz konuşmaları duyabilme yeteneğiydi. Her dikiş, bir fısıltıyı, bir umudu veya bir korkuyu da beraberinde taşıyordu. Bu yüzden onun diktikleri, giyene tuhaf bir huzur verirdi. Kasabanın en zengin ailesi, kızları İpek için muhteşem bir düğün planlıyordu. İpek, ailesinin seçtiği, yaşlı ve zengin bir tüccarla…
Devamını Oku » -

Düşlerini Yıkamayan Çocuk
Leo’nun en sevdiği şey uyumaktı. Çünkü onun rüyaları sıradan değildi. Uçan balinaların sırtında gezer, şekerleme evlerinden yollar inşa eder, konuşan kitaplarla sohbet ederdi. Bu rüyalar o kadar gerçekti ki, sabah uyandığında saçlarında mavi bir parıltı, pijamalarında çimen yeşili lekeler, yastığında ise yıldız tozu kalıntıları olurdu. Annesi ona gülerek, “Leo, yine düşlerini yıkamayı unutmuşsun!” derdi. Fakat bir pazartesi sabahı, Leo uyandığında…
Devamını Oku » -

Fısıldayan Ağaçların Gizli Notası
Köyün tam ortasında, dalları bulutlara değen, gövdesi beş kişinin ancak sarabildiği ulu bir Çınar Ağacı yükselirdi. Bu ağaç sadece bir ağaç değil, köyün hafızası, sırdaşı ve müzisyeniydi. Rüzgar estiğinde, yapraklarından sadece bir hışırtı değil, büyüleyici, kadim bir melodi yayılırdı. Ancak bu melodi her seferinde biraz eksik, biraz yarım kalırdı. Tıpkı içinden bir nota çalınmış bir şarkı gibi… Köydeki en yaşlı…
Devamını Oku »









