Pırıltı ve İçimizdeki Sahne: Küçük Balerin’in Sırrı

Güneşin İlk Işıkları ve Odadaki Heyecan

Sabah güneşi, Defne’nin odasının duvarlarına limon sarısı bir ışık bıraktı. Perdeler hafifçe kıpırdıyor, sanki rüzgâr bugün güzel bir gün demek için uğruyordu. Defne yatağından kalktı, esnedi ve ayak parmaklarını tek tek oynattı. Parmaklarıyla görünmez bir piyano çalıyor gibiydi.

Kapı aralandı, annesi içeri girdi. Elinde küçük bir tabak vardı; üstünde minik bir peynirli tost ve bir avuç çilek duruyordu. Annesi yatağın kenarına oturdu ve Defne’nin saçlarını sevgiyle düzeltti. Defne çileklere bakıp gülümsedi ama gülümsemesinin içinde tatlı bir kıpırtı vardı.

Defne derin bir nefes aldı ve omuzlarını biraz gevşetti. Bugün okulun büyük gösterisi vardı ve o sahnede arkadaşı Nisan ile dans edecekti. Kalbi, minik bir kuşun kanat çırpışı gibi hızlıca atıyordu. Defne, tütüsüne bakarken kendi kendine düşündü: Acaba sahnede adımlarımı unutur muyum?


Müzik Kutusundan Gelen Beklenmedik Misafir

Defne dolabını açıp pembe tütüsünü çıkardı. Tütü pofuduk bir bulut gibiydi. Bale ayakkabılarını yan yana dizdi. Aynada kendine bakınca, gözleri bir anlığına parladı. Tam o sırada odanın köşesinde duran eski müzik kutusu, hiç beklenmedik bir şekilde tıng diye minik bir ses çıkardı.

Kutunun kapağı usulca aralandı. İçindeki minik balerin figürü bu kez sadece dönmedi. Sanki Defne’ye bakıp nazikçe gülümsedi. Sonra sanki pamuk gibi hafifleyip kutudan dışarı çıktı. Bir avuç içi kadar boyu, pembe kurdeleli saçları ve pırıl pırıl gözleri vardı.

Defne şaşkınlıkla fısıldadı: — Sen… sen gerçek misin? Minik balerin zarifçe eğildi ve yumuşak bir sesle yanıt verdi: — Gerçeğin en tatlı hâliyim. Benim adım Pırıltı ve bugün senin yanındayım. Defne bir adım yaklaştı, Pırıltı ellerini beline koydu. Dans etmeyi seven çocukların kalbinde yaşadığını söyledi.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Rüzgârı Dinleyen Şahino: Kalbin En Yüksek Uçuşu

İç Sahne ve Gülümsemenin Anahtarı

Pırıltı iki parmağını şıklattı. Aynanın yüzeyi bir anda su gibi dalgalandı. Oda, pırıl pırıl bir prova salonuna dönüştü. Yaşlı ahşap zemin, ona dokunan ayakları selamlar gibi sıcak bir koku yayıyordu. Pırıltı, buranın İç Sahne olduğunu ve sadece neşeli ışıkların burada yandığını anlattı.

Pırıltı, Defne’nin bileğine minik pembe bir bileklik taktı. Bileklik üzerinde küçük bir yıldız vardı. — Bu bileklik bir hatırlatıcı. Bileğine dokunduğunda, yüzüne güneş doğacak. Defne bilekliğe dokundu, gerçekten de içi ısındı. Sonra Pırıltı, Defne’nin saç tokasına minik bir nota şekli iliştirdi.

Bu nota da sana müziği duymayı öğretecek. Defne gözlerini kapattı. Sadece kulaklarıyla değil, tüm varlığıyla odadaki sessizliği dinledi. Sessizliğin içindeki ritmi duyduğunda adımları kendiliğinden akmaya başladı. Artık kelebekler karnında değil, sanki ayaklarının altında dans ediyordu.


Sahnedeki Yıldızlar ve Büyük Mutluluk

Kültür merkezine vardıklarında kulis tül eteklerin hışırtısıyla doluydu. Perde arkasında beklerken Defne seyircilerin fısıltılarını duydu. Bu fısıltılar korkutucu değildi; meraklı ve sevgi dolu bir uğultuydu. Nisan, Defne’nin elini tuttu ve — Beraber yapacağız diye fısıldadı.

Perde açıldı. Sahne ışıkları, bal rengi bir sıcaklıkla zemine yayıldı. Defne bilekliğine dokundu ve gülümsedi. Tokasındaki notayı düşündü ve müziğin ruhunu dinledi. Her hareketi bir öncekinden daha zarifti. Sanki sahne, ona dostça sarılan eski bir arkadaştı.

Müzik bittiğinde alkışlar salonu doldurdu. Defne’nin kalbi sevinçten genişledi. O gece eve döndüğünde, balerin olmanın sadece doğru adım atmak olmadığını biliyordu. Gerçek dans, kalbinin sesini dinleyip o neşeyi herkesle paylaşmaktı. Gökyüzündeki yıldızlar süzülürken, odadaki ay ışığı Defne’nin düşlerine sessiz bir ninni fısıldadı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu