Renkli Orman’ın Fısıltısı ve Küçük Esme’nin Neşesi

Renkli Orman ve Sevimli Esme
Evvel zaman içinde, Uzak bir diyarda eğri büğrü ağaçların olduğu bir yer vardı. Burası çiçeklerin hiç solmadığı meşhur Renkli Orman’dı. Ormanda Esme adında çok sevimli ve iyi kalpli bir canlı yaşardı. Esme, turuncu saçları ve yamalı renkli elbisesiyle etrafa neşe saçardı. Kocaman mor şapkası rüzgarda hafifçe sallanır, onu gören her canlı gülümserdi.
Esme, vaktini ormandaki çiçekleri sulayarak ve yaralı kuşları iyileştirerek geçirirdi. En yakın arkadaşı ise çok bilmiş, mavi tüylü Baykuş Bobo’ydu. Bobo her sabah eski bir çınarın dalına konar ve Esme’yi izlerdi. Ormandaki her ağaç, Esme yaklaştığında yapraklarını sevgiyle titretirdi. Esme de onlara günaydın demeyi hiç ihmal etmezdi.
Bir sabah güneş pencerelerden içeri süzülürken Esme aynaya uzun uzun baktı. İçinde tarif edemediği, değişik bir merak duygusu uyanmıştı. Kendi kendine, herkesin sevdiği ışıl ışıl bir prenses olmanın nasıl bir his olduğunu düşündü. Bu düşünce zihninde minik bir balon gibi büyümeye başladı. Acaba ben de parlayan elbiseler giysem daha mı çok sevilirim? diye sessizce düşündü.
Beklenmedik Bir Değişim
Esme bu merakla eski kitaplarını karıştırdı ve bir karışım hazırlamaya karar verdi. Papatya suyu ve biraz sim topladı, her şeyi büyük bir kapta birleştirdi. Ancak heyecandan elindeki nilüfer yaprağını yanlışlıkla karışımın içine düşürdü. Kap birden fokurdamaya başladı ve etrafa pembe, tatlı bir duman yayıldı. Esme, bu dumanın içindeki sıvıyı merakla ve neşeyle yudumladı.
Birkaç saniye sonra Esme’nin elleri küçülmeye, cildi ise yavaş yavaş yeşermeye başladı. Aynaya baktığında karşısında bir prenses değil, kocaman gözlü yeşil bir kurbağa gördü. Kafasında hala o kocaman mor şapkası duruyordu ama boyu çok kısalmıştı. Şaşkınlıktan bir şeyler söylemek istedi ama ağzından sadece neşeli bir ses çıktı. Esme artık zıplayarak ilerleyen, sevimli ve yeşil bir kurbağaydı.
Baykuş Bobo, arkadaşının bu yeni halini görünce kanatlarını birbirine vurdu. Esme zıplamaya çalışırken dengesini kaybedip yumuşak otların üzerine yuvarlanıyordu. Bu durum ona o kadar komik geldi ki, kendi haline gülmekten kendini alamadı. Esme’nin neşesi tüm ormana yayıldı, çiçekler bile onun bu halini sevmişti. O an aslında dış görünüşünün neşesini hiç değiştirmediğini fark etti.
Ormandaki Gizemli Karşılaşma
Tam o sırada ormanda gezintiye çıkan genç bir Prens, çalıların arkasından gelen sesleri duydu. Prens, kendisine anlatılan eski hikayeler nedeniyle biraz çekingen ve dikkatli ilerliyordu. Elini yanındaki küçük asasına götürdü ve yavaşça sesin geldiği yöne doğru yaklaştı. Kalbi hızlı çarpıyordu çünkü burada korkutucu bir şeyle karşılaşacağını sanıyordu. Çalıları nazikçe araladı ve şaşkınlıkla durakladı.
Karşısında korkunç bir canlı yerine, mor şapkalı ve çok mutlu bir kurbağa vardı. Esme, Prens’i görünce önce biraz utandı ama sonra neşesi yine galip geldi. Kahkahalar atarak zıplamaya devam etti ve bu samimi neşe havayı ısıttı. O sırada yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Ormanın huzuru, Prens’in içindeki tüm korkuları bir anda silip götürdü.
Prens, kurbağanın gözlerindeki o saf ve temiz dostluğu hemen hissetmişti. Esme’nin bu içten kahkahası, üzerindeki karışımın etkisini bir anda dağıtıverdi. Bir toz bulutu yükseldi ve Esme yeniden turuncu saçlı, sevimli haline geri döndü. Prens şaşkınlıktan bir adım geri attı ama Esme ona güvenle gülümsedi. Aralarındaki o ilk çekince, yerini sıcak bir tanışma anına bıraktı.
Kalbin Sesini Dinlemek
Esme, misafirine hemen ormanın en lezzetli kurabiyelerinden ve taze meyvelerinden ikram etti. Ona kimseye kötülük yapmadığını, sadece çiçekleri ve kuşları çok sevdiğini anlattı. Prens kurabiyesini yerken, duyduğu tüm o eski ve yanlış hikayelerin ne kadar hatalı olduğunu anladı. Önemli olanın birinin nasıl göründüğü değil, kalbinde ne taşıdığı olduğunu fark etti. Esme’nin iyiliği, Prens’in dünyasını aydınlatmıştı.
Prens ve Esme o günden sonra her hafta ormanda buluşup oyunlar oynamaya başladılar. Prens kendi sarayına döndüğünde, ormanın derinliklerindeki bu güzel dostluğu herkese anlattı. Artık kimse dış görünüşe bakarak bir başkası hakkında karar vermiyordu. Renkli Orman, dostluğun ve neşenin en güzel adresi olarak sonsuza dek yaşadı. Herkes birbirini olduğu gibi sevmenin huzurunu keşfetmişti.
Esme ise artık aynaya bakarken sadece kendisini görüyordu ve bu ona yetiyordu. Birini gerçekten tanımak için kulaklarla değil, sevgi dolu bir yürekle dinlemek gerekirdi. Ormanın fısıltısını duyanlar, gerçek dostluğun her zaman kalpten kalbe giden bir yol olduğunu biliyordu. Yıldızlar gökyüzünde parıldarken, dünya sevgiyle dönen kocaman ve yumuşak bir masal bahçesiydi.



