Gümüş Ay Işığında Gizli Bahçıvan ve İyiliğin Sesi

Yemyeşil Köyün Gümüş Saçlı Dedesi

Bir varmış, bir yokmuş. Uzaklarda, gökyüzünün her zaman masmavi olduğu, kuşların neşeyle şarkı söylediği huzurlu bir köy varmış. Bu köyün kenarında, küçük ve şirin bir kulübe dururmuş. Kulübenin bahçesinde ise kıpkırmızı domatesler ve yemyeşil biberler yetişirmiş. Burada İsmail Dede adında, pamuk gibi beyaz sakallı ve yüzü her zaman gülen yaşlı bir adam yaşarmış. Köydeki herkes onu çok severmiş çünkü o her sabah bahçesindeki bitkilere sevgiyle günaydın dermiş.

İsmail Dede her gün erkenden uyanır, kuyudan çektiği serin suyu kovasına doldururmuş. Fidelerinin dibine yavaşça su dökerken onlarla konuşurmuş. “Hadi bakalım küçük dostlarım, bugün de güneşin tadını çıkarın,” dermiş. Bahçesi onun en büyük hazinesiymiş. Ancak bir sabah İsmail Dede yataktan kalkamamış. Vücudu biraz yorgun düşmüş ve dinlenmesi gerekmiş. Penceresinin yanındaki yatağına uzanmış, dışarıdaki bahçesine bakmaya başlamış.

Güneş yükseldikçe toprak kurumaya başlamış. Fideler susuzluktan boyunlarını bükmüşler. İsmail Dede bu durumu görünce çok üzülmüş. Kendi kendine, “Eyvah, ben onlara bakamazsam güzelim sebzelerim kurur,” diye fısıldamış. Elleriyle pencereye dokunmuş ama dışarı çıkacak gücü bulamamış. O an yapabileceği tek şey, bulutlara bakıp içinden güzel dileklerde bulunmakmış. Kalbi, bahçesindeki her bir yaprak için sevgiyle çarpıyormuş.

Sessiz Bir Karar ve Ay Işığı

İsmail Dede’nin hemen yan evinde Ahmet adında bir genç yaşarmış. Ahmet çok güçlüymüş ama bir o kadar da sakin ve nazikmiş. Penceresinden baktığında dedenin bahçesindeki fidelerin solmaya başladığını fark etmiş. Hemen bahçeye koşup yardım etmek istemiş. Fakat sonra durup biraz düşünmüş. Eğer herkesin içinde yardım ederse, İsmail Dede kendini mahcup hissedebilirmiş. Ahmet, iyiliğin en güzel halinin kimse görmeden yapılanı olduğunu biliyormuş.

O gece köyde herkes derin bir uykuya dalmış. Gökyüzündeki ay, kocaman bir gümüş tepsi gibi parlıyormuş. Ahmet sessizce yataktan kalkmış. Kimseyi uyandırmamak için parmak uçlarında yürüyerek dışarı çıkmış. Yanına bir kova ve sağlam bir çapa almış. Ay ışığı ona yol gösteriyormuş. İsmail Dede’nin bahçesine gizlice girmiş. Bahçedeki toprak susuzluktan çatlamış gibi duruyormuş. Ahmet hemen işe koyulmuş.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gizemli Orman'ın Koruyucuları

Önce kurumuş toprakları çapasıyla nazikçe havalandırmış. Toprağın içindeki küçük taşları tek tek ayıklamış. Sonra kuyunun başına gitmiş. Kovayı kuyuya sarkıtırken hiç ses çıkarmamaya çalışmış. Su kovası yukarı çıktığında, içindeki su ay ışığında elmas gibi parlıyormuş. Ahmet, bu serin suyu fidelerin dibine şifa niyetine dökmüş. Toprak suyu çektikçe mis gibi bir koku etrafa yayılmış. Ahmet yorulmuş ama yüzündeki gülümseme hiç eksilmemiş.

Bahçedeki Beklenmedik Misafir

Tam işi bitmek üzereyken bahçenin köşesinden bir tıkırtı gelmiş. Ahmet hemen durup dinlemiş. Çitlerin arasındaki bir delikten, köyün en meraklı keçisi içeri süzülmüş. Keçi, tam da en büyük ve en kırmızı domatese doğru ağzını uzatmış. Ahmet, “Eğer bağırırsam İsmail Dede uyanır ve korkar,” diye düşünmüş. Keçiyi korkutmadan oradan uzaklaştırması gerekiyormuş. Hemen cebinden bir gün önceden kalan taze ve çıtır bir tutam ot çıkarmış.

Keçiye yavaşça yaklaşmış ve otu ona uzatmış. Keçi domatesi bırakıp taze otun peşinden gitmiş. Ahmet, keçiyi bahçenin dışına kadar nazikçe yönlendirmiş. Ancak çitin kırık olduğunu görünce içi rahat etmemiş. Ya başka bir hayvan girerse? Ahmet hemen alet çantasını getirmiş. Gece rüzgarı ağaçların arasından geçerken, Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Sanki Ahmet’e “Aferin, çok güzel yapıyorsun” der gibiydi. Ahmet, kırık çitleri sessizce ama çok sağlam bir şekilde tamir etmiş.

Sabaha karşı işini bitirdiğinde gökyüzü hafifçe aydınlanmaya başlamış. Ahmet ellerini toprağa sürerek temizlemiş ve alnındaki teri silmiş. Kimseye görünmeden, tıpkı bir gölge gibi kendi evine dönmüş. O gece sadece ay ve yıldızlar onun neler yaptığını görmüş. Ahmet yatağına uzandığında kalbinde büyük bir huzur varmış. Hiç kimse ona teşekkür etmemişti ama o, doğru olanı yapmanın verdiği mutlulukla hemen uykuya dalmış.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Kanatlı Dostun Gece Yolculuğu

Gülümseyen Fideler ve Kalpteki Huzur

Güneş ilk ışıklarıyla köyü selamladığında, İsmail Dede zorla da olsa pencereye yanaşmış. Gördüğü manzara karşısında hayretler içinde kalmış. Dün susuzluktan yere sarkan domates fideleri, şimdi dimdik ve capcanlı duruyormuş. Toprak kapkara ve nemliymiş. Üstelik yıllardır tamir etmeyi düşündüğü kırık çit de sanki yeni yapılmış gibi sapasağlam duruyormuş. İsmail Dede sevinçle ellerini çırpmış. “Bu bir mucize olmalı!” diye fısıldamış.

İsmail Dede dışarı çıkmış ve bahçedeki sessizliği dinlemeye başlamış. O an sadece kuşların sesini değil, doğanın içindeki o güzel iyilik fısıltısını da hissetmiş. Gönül gözüyle dinlemek, bazen birinin bize söylemediği teşekkürleri bile duymamızı sağlarmış. Dede, görünmez yardımcısının kim olduğunu bilmese de onun için yürekten bir dua etmiş. “Bu iyiliği her kim yaptıysa, onun kalbi de her zaman bu bahçe gibi çiçek açsın,” demiş. Ahmet, kendi penceresinden bu sözleri duymuş ve çok mutlu olmuş.

Günler geçmiş, İsmail Dede tamamen iyileşmiş. Bahçesi her zamankinden daha bereketli olmuş. Ahmet ise her akşam o gizli huzuru yaşamaya devam etmiş. Köyde hayat eskisi gibi devam etmiş ama bahçe artık daha farklı kokuyormuş. Çünkü gizlice yapılan iyilikler, en güzel kokan çiçeklerden bile daha kalıcıymış. Sevgi paylaşıldıkça değil, bazen sessizce yapıldığında da dünyayı güzelleştirirmiş. Gümüş ay ışığı altında parlayan her yaprak, sessiz bir kahramanın hikayesini anlatmaya devam etmiş.

Sevgi tohumu kalbe düşerse, her mevsim bahar olur ve iyilik dünyayı kuşatır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu