Gümüş Pullu Balık ve Şarkı Söyleyen Deniz

Mavi Dalgaların Arasındaki Küçük Yuva

Güneş, masmavi denizin üzerine altın parıltılar döküyordu. Denizin hemen kıyısında, renkli taşların arasında minik bir balık ailesi yaşıyordu. Baba balık her sabah erkenden kalkar ve yuvası için taze yosunlar toplardı. Anne balık ise yuvanın etrafındaki kumları süzerek tertemiz bir alan hazırlardı. Küçük balıklar Ali, Zeynep ve Mehmet ise her gün yeni şeyler öğrenirdi.

Bu küçük balık ailesi, denizin içindeki diğer canlılarla çok iyi anlaşırdı. Komşuları olan yaşlı kaplumbağa, onlara denizin derinliklerindeki eski hikâyeleri anlatırdı. Ali ve kardeşleri, yaşlı kaplumbağayı her gördüklerinde ona selam verirlerdi. Deniz atları ve minik yengeçler de bu huzurlu yuvanın sık sık ziyaretçisi olurdu. Onlar için paylaşmak, en büyük mutluluk kaynağıydı.

Bir sabah, deniz her zamankinden daha durgun görünüyordu. Su o kadar berraktı ki dibindeki her kum tanesi tek tek seçiliyordu. Anne balık, yavrularına denizin ne kadar kıymetli olduğunu anlatıyordu. Her canlı birbirine yardım etmeli, diye düşündü içinden küçük Ali. Bu düşünce onun minik kalbini ısıtmaya yetmişti.

Baba balık, çocuklarını yanına çağırarak onlara güvenli yüzme dersleri veriyordu. Akıntının yönünü nasıl anlayacaklarını ve mercanların arasında nasıl saklanacaklarını öğretiyordu. Küçük Mehmet, babasının her hareketini dikkatle izliyordu. Denizin içindeki yaşam, bir uyum ve nezaket üzerine kuruluydu. Bu aile, her akşam kayaların arkasında toplanıp günün güzelliklerini konuşurdu.

Denizin Kalbinden Gelen Fısıltı

Bir gün kıyıya yakın bir yerde, komşuları olan gümüş pullu balık Mustafa Amca’nın yüzgeci incindi. Mustafa Amca artık eskisi gibi hızlı yüzemiyor ve yiyecek bulmakta zorlanıyordu. Baba balık bu durumu görünce hemen yardıma koşmaya karar verdi. Kendi topladığı en taze yosunları Mustafa Amca’nın yuvasına taşıdı. Ona, iyileşene kadar yiyecek getireceğine dair söz verdi.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Kristal Vadi Ormanı'nda Renkli Bir Kış Karşılaması

Zeynep ve Mehmet de boş durmadılar. Mustafa Amca’nın yuvasının önündeki biriken yosun parçalarını temizlediler. Yaşlı balığın dinlenmesi için kumları yumuşacık bir yatak haline getirdiler. Mustafa Amca bu iyilik karşısında çok duygulandı ve gözleri parladı. Minik balıkların bu kadar yardımsever olması ona büyük bir moral vermişti.

O akşam deniz hafifçe dalgalanmaya başladı. Rüzgâr suyun yüzeyinde küçük halkalar oluşturuyordu. Ali, suyun yüzeyine yakın bir yerde durup çevreyi dinlemeye başladı. Sadece suyun şırıltısını değil, denizin kendi içindeki huzurlu sesini hissetti. İyilik yapmak, suyun içindeki en tatlı akıntıya kapılmak gibiymiş diye düşündü Ali kendi kendine.

Anne balık da boş durmuyor, hasta olan diğer komşularına yardım ediyordu. Onlara denizin şifalı bitkilerinden hazırladığı karışımları götürüyordu. Komşuluk, sadece yan yana yaşamak değil, ihtiyaç duyulduğunda el uzatmaktı. Balık ailesi, bu küçük koyda herkesin sevgiyle baktığı bir örnek haline gelmişti. Herkes birbirine gülümsüyor, suyun altı neşeyle doluyordu.

Kumsalın Sessiz Kahramanları

Hafta sonu geldiğinde, denizin üstünde büyük bir hareketlilik başladı. Kumsalda yaşayan diğer canlılar bir araya toplanmıştı. Kıyıya vuran yabancı maddelerin denizi kirletmesini istemiyorlardı. Bizim küçük balık ailesi de hemen bu harekete destek vermeye karar verdi. Ali, Zeynep ve Mehmet, sığ sulardaki küçük çöp parçalarını ağızlarıyla topladılar.

Deniz, bu temizlikten sonra daha bir neşeyle ışıldamaya başladı. Dalgalar kıyıya vururken sanki teşekkür ediyordu. Yaşlı meşe ağacı, kıyıda durmuş dallarını denize doğru uzatmış, derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Ağacın yaprakları, balıkların bu çabasını alkışlar gibi birbirine çarpıyordu. Doğadaki her şey birbiriyle konuşuyor gibiydi.

Temizlik bittiğinde, denizin dibi pırıl pırıl olmuştu. Kumlar altından bir halı gibi seriliyordu. Mahallenin en yaşlı balığı olan Hüseyin Amca, çocukların yanına geldi. Onlara bu güzel davranışları için teşekkür etti. Küçük balıklar, sadece kendi yuvalarını değil, tüm denizi korumanın gururunu yaşıyorlardı. Bu görev onları birbirine daha çok bağlamıştı.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Zıplayan Kalbin Şarkısı: Cesur’un Büyük Hedefi

Gökyüzü yavaş yavaş turuncuya boyanırken, balıklar dinlenmek için yuvalarına çekildi. Yorulmuşlardı ama içlerinde tarif edilemez bir huzur vardı. Kendi aralarında günün en güzel anlarını paylaştılar. Zeynep, temizlediği her kum tanesinin bir yıldız gibi parladığını söyledi. Onlar için bu bir oyun değil, yaşamın en önemli parçasıydı.

Paylaşmanın Tatlı Şarkısı

Baba balık, her akşam olduğu gibi yavrularını etrafına topladı. Onlara hayatın en büyük sırrını fısıldadı. Bu sır, sahip olduklarını başkalarıyla bölüşmenin verdiği mutluluktu. Paylaşılan bir parça yosun, bazen en büyük ziyafetten daha lezzetli olabilirdi. Çocuklar babalarının bu sözlerini kalplerine birer inci gibi yerleştirdiler.

Aradan mevsimler geçti, minik balıklar büyüdü. Ali artık hızlı bir yüzücü, Zeynep dikkatli bir gözlemci, Mehmet ise neşeli bir yardımcıydı. Anne ve babalarından öğrendikleri o güzel değerleri asla unutmadılar. Kendi yuvalarını kurduklarında, onlar da çocuklarına iyiliği anlattılar. Merhamet, tıpkı suyun dalgası gibi yayılmaya devam etti.

Artık denizin o köşesinde kimse kendini yalnız hissetmiyordu. Bir balığın yüzgeci ağrısa, hemen on tanesi yardıma geliyordu. Yiyeceği olmayan balıklar, her zaman dolu sofralar bulabiliyordu. Sevgi, denizin tuzundan daha baskın hale gelmişti. Bu küçük aile, koca bir denizin kalbini iyilikle yıkamayı başarmıştı.

Güneş batarken, denizin altındaki bu huzur tüm dünyaya yayılıyordu. Dalgalar kıyıya usulca vururken bir ninni fısıldıyordu. Gümüş pullu balıklar, ay ışığının altında dans ederek uykularına daldılar. Kalbi iyilikle çarpan her canlı, rüyasında gökyüzündeki yıldızları denizin dibinde buldu.

Yakamozlar suda parlar, iyilik her kalbi her an sarar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu