Renkli Kalemlerin Gece Dansı

Sessiz Kutunun Renkli Sakinleri
Bir varmış, bir yokmuş. Uzaklarda değil, hemen şuradaki masanın üzerinde küçük bir kutu varmış. Bu kutu, bildiğimiz karton kutulara benzermiş ama içi neşe doluymuş. İçinde boy boy, renk renk kalemler yaşarmış. Gündüzleri çocuklarla resim yapmayı çok severlermiş. Kağıtların üzerinde kayarken mutlu olurlarmış. Kırmızı elmalar, mavi bulutlar ve sarı güneşler çizerlermiş.
Güneş batıp oda karardığında ise kutunun kapağı nazikçe kapanırmış. İşte o zaman kalemlerin kendi dünyası başlarmış. Kutu içinde fısır fısır konuşmalar duyulurmuş. Her kalem o gün çizdiği resimden bahsedermiş. Bazen şakalaşır, bazen de yorgunluktan hemen uykuya dalarlarmış. Oda çok sessiz olduğu için kalemlerin nefes alışları bile duyulurmuş. Gece lambasının cılız ışığı kutunun kenarından içeri sızarmış.
Kutunun en köşesinde Kırmızı Kalem dururmuş. Onun yanında gökyüzü kadar sakin olan Mavi Kalem varmış. Sarı Kalem ise her zaman en parlak köşeyi seçermiş. Yeşil Kalem, yumuşak bir yosun gibi sessizce beklerimiş. Hepsi kendi renginin en güzeli olduğunu düşünürmüş. Ancak henüz birbirlerinin değerini tam olarak anlamamışlar. O gece, kutunun içinde beklenmedik bir tartışma başlamak üzereymiş.
Kutunun İçinde Yükselen Sesler
Bir gece, kutunun içinde büyük bir gürültü kopmuş. Kalemler, hangisinin daha önemli olduğunu tartışmaya başlamışlar. Kırmızı Kalem, kutunun en tepesine zıplamış. “Hey, beni dinleyin! En önemli renk benim!” diye bağırmış. Kırmızı Kalem, elmaların ve itfaiye arabalarının rengiymiş. Sesindeki gurur, kutunun her köşesinde yankılanmış. “Bensiz bir resim çok sıkıcı olur, ben cesaretim!” demiş.
Mavi Kalem bu söze çok gülmüş. “Hah hah ha! Kendini bir şey sanma Kırmızı!” diye cevap vermiş. Burnunu havaya dikerek devam etmiş. “Asıl en büyük benim, çünkü gökyüzü ve denizler benim.” Mavi Kalem, insanların ona bakınca huzur bulduğunu anlatmış. Kendisi olmazsa dünyanın kupkuru kalacağını iddia etmiş. Diğer kalemler bu tartışmayı merakla izlemeye başlamışlar.
Sarı Kalem araya girmiş ve ışıl ışıl parlamış. “Siz ikiniz de yanılıyorsunuz!” demiş neşeyle. Sarı Kalem, güneşin ve sabahın rengi olduğunu hatırlatmış. Işık saçtığı için herkesin onu sevdiğini düşünüyormuş. “Ben yoksam her yer karanlık kalır, kral benim!” diye eklemiş. Yeşil Kalem ise yaprak gibi titreyerek öne atılmış. Ormanların ve çimenlerin kendisi olmadan var olamayacağını söylemiş.
Hepimiz çok farklıyız ama neden anlaşamıyoruz? diye düşünmüş Mor Kalem sessizce. Mor Kalem tartışmaya katılmak yerine köşesinde beklemeyi tercih etmiş. Diğerleri ise “Hayır ben!”, “Asıl ben!” diye bağırmaya devam etmişler. Kutudaki huzur bir anda uçup gitmiş. Herkes sadece kendi sesini duyuyor, başkasını dinlemiyormuş. Oysa gerçekleri duymak için kulaklardan çok kalbi kullanmak gerekirmiş.
Yalnız Renklerin Sessiz Deneyi
Tartışma o kadar büyümüş ki kutu aniden masadan düşmüş. “Küt!” diye bir ses duyulmuş ve kapak açılmış. Kalemler masanın üzerine etrafa saçılmışlar. Ama inatlarından dolayı kimse yerinden kıpırdamamış. Birbirlerine sırtlarını dönüp sessizce sabahı beklemişler. Her biri tek başına da harika işler yapabileceğine inanıyormuş. Gece, bu küskün kalemler için çok uzun ve soğuk geçmiş.
Ertesi sabah masanın sahibi olan küçük ressam gelmiş. Elinde bembeyaz, tertemiz bir kağıt varmış. Çocuk önce sadece Kırmızı Kalem’i eline almış. Kağıdın her yerini kırmızıya boyamaya başlamış. Ama bir süre sonra durmuş ve kağıda bakmış. Kağıt sadece büyük, kırmızı bir leke gibi görünüyormuş. Ne bir çiçek seçiliyormuş ne de bir ev. Çocuk derin bir iç çekerek kalemi bırakmış.
Küçük ressam bu sefer sadece Mavi Kalem’i denemiş. Kağıdın her tarafını masmavi yapmış. Fakat ortada ne bir kuş varmış ne de bir gemi. Her yer sadece uçsuz bucaksız bir mavilikmiş. Çocuk üzgün bir şekilde, “Neden resmim güzel olmuyor?” diye fısıldamış. Masadaki kalemler çocuğun bu üzüntüsünü görünce çok pişman olmuşlar. Tek başlarına ne kadar eksik olduklarını o an anlamışlar.
Rüzgâr, açık pencereden içeri süzülüp kağıdı hafifçe havalandırmış. Sanki rüzgâr, kalemlere bir şeyler anlatmak ister gibi hışırdamış. Kalemler bu hışırtıyı dinlemişler ve içlerindeki sese kulak vermişler. Sessizliğin içindeki bu mesaj hepsine aynı şeyi söylüyormuş. Birlikte olmazlarsa, dünyanın renkleri yarım kalacakmış. Kırmızı, Mavi’ye bakmış; Mavi ise Sarı’ya doğru yavaşça yuvarlanmış.
Gökkuşağının Altındaki Dostluk
Sarı Kalem, arkadaşlarının yanına gelerek fısıldamış. “Arkadaşlar, Mavi sen gökyüzü olursan ben de güneş olabilirim.” Mavi Kalem hemen gülümsemiş ve bu fikri çok sevmiş. Yeşil Kalem yerinden zıplayarak aralarına katılmış. “O zaman ben de altına yemyeşil çimenler yaparım!” demiş. Kırmızı Kalem de heyecanla, “Ben de o çimenlere çiçekler kondururum!” diye eklemiş. Artık kavga bitmiş, dayanışma başlamış.
Kalemler kağıdın üzerinde nazikçe dans etmeye başlamışlar. Biri boyarken diğeri ona yer açıyormuş. Renkler birbirine değdiğinde yeni ve güzel tonlar oluşuyormuş. Turuncu kelebekler, mor çiçeklerin etrafında uçuşmaya başlamış. Çocuk, kalemlerin bu uyumunu görünce sevinçten ellerini çırpmış. Resim o kadar canlı olmuş ki, sanki içindeki kuşlar her an ötmeye başlayacakmış.
O akşam kalemler kutularına geri döndüklerinde çok mutluymuşlar. Artık kimin daha önemli olduğunun bir önemi kalmamış. Çünkü biliyorlarmış ki, her biri farklı bir güzellik katıyormuş. Birbirlerine sarılıp huzur içinde gözlerini kapatmışlar. Kutunun içi artık sadece sessizlik değil, sevgiyle doluymuş. Farklılıkların bir araya gelince ne kadar büyük bir güç olduğunu kalpleriyle hissetmişler.
Yaşlı masa, üzerindeki bu renkli dostluğa bakıp mutlu bir şekilde gıcırdamış. Sanki o da bu güzel manzarayı onaylıyormuş. Resim kağıdı masanın üzerinde ışıl ışıl parlamaya devam etmiş. Gökyüzündeki yıldızlar kutunun içindeki kalemlere göz kırpmış. Gece, tüm renklerin kardeş olduğu odaya sessizce yayılmış. Sevgiyle birleşen eller, dünyayı en güzel boyayan kalemlermiş.
Güneşin her rengi, birleşince ışık olur ve kalpleri ısıtır.



