Renkli Kanatlar ve Gümüş Kumsalın Şarkısı

Gümüş Kumsalın Küçük Sakini
Mavi denizin tam ortasında, kumları gümüş gibi parlayan küçük bir ada vardı. Bu adada kar beyazı tüyleri olan, meraklı bir martı yaşıyordu. Adı Pamuk’tu ama o günlerde kendisini biraz halsiz hissediyordu.
Pamuk, sabahları güneş doğarken kanatlarını çırpmakta zorlanıyor ve erkenden yoruluyordu. Denizin üzerindeki serin rüzgâr sanki ona bir şeyler anlatmak istiyordu. Ancak Pamuk, rüzgârı anlamak yerine sadece susuyordu.
Arkadaşı Yengeç Tıkırtı, kumların üzerinde yan yan yürüyerek yanına geldi. Tıkırtı’nın turuncu kabuğu güneşin altında ışıl ışıl parlıyordu. Pamuk’a bakıp dostça gülümsedi ve kıskaçlarını hafifçe birbirine vurdu.
Pamuk, bugünün her zamankinden farklı olacağını henüz bilmiyordu. Sadece gökyüzünün yumuşak maviliğine bakıyor ve derin bir nefes alıyordu. Adanın her köşesi taze yosun ve iyot kokusuyla doluydu.
Denizin Fısıltısını Anlamak
Pamuk, kayaların üzerinde otururken denizin dalgalarının kıyıya vuruşunu izlemeye başladı. Dalgalar her vuruşta sanki bir melodi mırıldanıyordu. Pamuk, ilk defa sadece kulaklarıyla değil, tüm kalbiyle dinlemeye karar verdi.
Denizin derinlerinden gelen o huzurlu sesi duyduğunda gözlerini kapattı. Acaba bu ses bana ne anlatmak istiyor? diye kendi kendine düşündü. Ses, ona adanın içindeki renkli hazineleri bulmasını söylüyordu.
Yaşlı palmiye ağacı, hafif bir rüzgârla beraber uzun yapraklarını bir yelpaze gibi salladı. Sanki Pamuk’a yolu göstermek için öne doğru eğiliyordu. Ağacın gövdesi, yılların bilgeliğini taşıyan kahverengi bir kabukla kaplıydı.
Pamuk, palmiyenin gölgesinde parlayan turuncu meyveleri ve kıyıdaki mor yosunları gördü. Bunlar sadece birer bitki değil, adanın ona sunduğu şifa dolu armağanlardı. Kalbi heyecanla ve umutla çarpmaya başladı.
Renklerin ve Vitaminlerin Dansı
Pamuk uçmaya karar verince, karşısına neşeli bir portakal ağacı çıktı. Portakal ağacı, meyvelerini dallarında sallayarak Pamuk’u selamladı. Pamuk, ağacın sunduğu bu turuncu meyvelerin içindeki gücü hissetmek istiyordu.
Kıyıya yaklaştığında, gümüş renkli küçük balıkların suyun yüzeyinde zıpladığını gördü. Balıklar, Pamuk’un zihnini ve kalbini güçlendirecek o özel bağa sahipti. Onların neşeli dansı, suyun üzerinde küçük halkalar oluşturuyordu.
Kumsalın kenarındaki yeşil yosunlar, denizin akıntısıyla beraber yumuşakça salınıyordu. Bu yeşil örtü, adanın bitmek bilmeyen enerjisini içinde saklıyordu. Pamuk, her rengin vücuduna farklı bir iyilik katacağını anlamaya başlamıştı.
Doğanın her parçası ona bir şeyler katmak için oradaydı. Pamuk, çekinmeden bu renkli sofraya dahil oldu ve tadına baktı. Vücuduna yayılan sıcaklık, sanki içindeki sönmüş feneri yeniden yakmıştı.
Işıldayan Kanatların Dönüşü
Güneş yavaş yavaş batarken, Pamuk kendisini hiç olmadığı kadar zinde hissediyordu. Kanatları artık daha güçlü ve tüyleri daha parlaktı. Gökyüzünde süzülürken adanın tüm renklerini aşağıda bir gökkuşağı gibi gördü.
Artık her sabah uyandığında ilk işi denizi ve rüzgârı dinlemek olacaktı. Doğanın ona sunduğu her farklı rengin, kendisini nasıl koruduğunu biliyordu. Turuncular, yeşiller ve maviler artık onun en yakın dostuydu.
Yengeç Tıkırtı, Pamuk’un gökyüzündeki neşeli dönüşlerini izleyip mutlu oldu. Pamuk, arkadaşına yukarıdan kanat sallayarak teşekkür etti. Adanın huzuru, paylaşılan bu güzel keşifle daha da artmıştı.
Gökyüzü yıldızlarla dolarken, Pamuk yuvasına çekilip derin bir uykuya daldı. Denizin ninnisi eşliğinde huzurla uyurken, kalbi doğanın ritmiyle beraber atıyordu. Renklerin gücüyle beslenen her canlının kanatları sağlıkla ışıldar.
Gökten üç elma düşmüş; biri doğayı dinleyenlere, biri renkleri sevenlere, biri de bu masalı kalbiyle duyanlara.



