Kristal Krallık ve Elara’nın Gümüş Kalbi

Soğuk Ülkenin Parlayan Yıldızları

\n

Dünyanın en kuzeyinde, her yerin elmas gibi parladığı bir yer vardı. Buraya Kristal Krallık derlerdi. Bu güzel ülkede evler ve ağaçlar buzdan yapılmıştı. Gökyüzü her zaman berrak ve lacivert görünürdü. Burada yaşayanlar kış mevsimini çok severdi. Kalın kürklerini giyer ve buzda kayarlardı. Küçük Elara da bu çocuklardan biriydi. Elara, gümüş rengi saçları olan sakin bir kızdı. O, doğanın sesini dinlemeyi çok severdi.

\n

Kristal Krallık’ta hava her zaman serindi. Ancak bu soğuk kimseyi üzmezdi. Aksine, buzdan heykeller bu sayede dimdik dururdu. Çocuklar dev buz patenleriyle meydanda dönerdi. Herkes halinden oldukça memnundu. Elara, her sabah penceresinden dışarı bakardı. Kar tanelerinin dansını izlemek ona huzur verirdi. Şehirde her şey mükemmel bir dengedeydi.

\n

Bir gün krallığın ileri gelenleri toplandı. Artık üşümek istemediklerini söylediler. Evlerinde ince kıyafetlerle gezmek istiyorlardı. Bu yüzden yasak mağaralara inmeye karar verdiler. O mağaralarda kıpkırmızı parlayan taşlar vardı. Bu taşlara Alev Taşları deniyordu. Bu taşlar çevrelerine büyük bir sıcaklık yayıyordu. Kimse bu sıcaklığın nelere yol açacağını düşünmedi.

\n


\n

Kırmızı Taşların Getirdiği Değişim

\n

Kısa süre sonra her eve birer taş konuldu. Sokaklar ve meydanlar bu taşlarla ısındı. İnsanlar kürklerini çıkarıp bir kenara attı. Herkes çok mutlu görünüyordu. Hava artık buz gibi değil, ılık esiyordu. Elara ise bu durumdan pek hoşlanmamıştı. O, hala kalın kürküne sıkıca sarılıyordu. Penceresinden dışarı baktığında bir gariplik fark etti. Buzdan ağaçların dalları sanki biraz eğilmişti.

\n

Günler geçtikçe hava daha da ısındı. Şehrin ortasındaki buz heykeller değişmeye başladı. Bir sabah meydandaki dev kuş heykelinin gagası damladı. \”Şıp… şıp…\” diye sesler geliyordu. Sonra evlerin tavanlarından sular süzülmeye başladı. Yerler eskisi gibi sert ve güvenli değildi. Ayaklar buzun üzerinde değil, suyun içinde kayıyordu. Elara, yerdeki su birikintilerine bakarak iç geçirdi.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Ejderha ve Yıldızların Sessiz Şarkısı

\n

Eğer böyle devam ederse evlerimiz yok olacak, diye düşündü Elara. Kendi kendine fısıldadığı bu gerçek onu korkutuyordu. Ama o, korkmak yerine çözüm aramaya karar verdi. Diğer çocuklar eriyen buzlarla oyun oynarken o izliyordu. Krallığın temelini oluşturan büyük buz kulesine baktı. Kule sanki yorgun bir dev gibi öne eğilmişti. Doğa, insanlara bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

\n


\n

Eriyen Buzlar ve Elara’nın Çağrısı

\n

Bir öğleden sonra korkunç bir ses duyuldu. \”ÇATIRRR!\” diye bir gürültü tüm şehri sardı. Dev Buz Kulesi’nin gövdesinde büyük bir çatlak oluştu. Halk panik içinde meydanda toplandı. Herkes bağırıyor ve ne yapacağını soruyordu. Yollar suyla dolmuştu ve binalar sallanıyordu. Kristal Krallık yavaş yavaş suya dönüşüyordu. Kimse bu felaketi nasıl durduracağını bilmiyordu.

\n

Tam o sırada yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Yaprakları buzdan olmasına rağmen rüzgarda üzgünce sallanıyordu. Elara hemen yüksek bir buz kütlesinin üzerine çıktı. Kalabalığa bakarak ellerini havaya kaldırdı. Sesi titrese de kararlı bir şekilde konuştu. Herkes küçük kızın ne diyeceğini merak ediyordu. Meydandaki gürültü yerini derin bir sessizliğe bıraktı.

\n

\”Lütfen beni dinleyin!\” dedi Elara. \”Doğanın sesini duymayı unuttunuz. Biz buzun çocuklarıyız ve evimiz buzdan. Ateşi buraya getirerek dengeyi bozduk. Şimdi bu hatayı düzeltmemiz gerekiyor. Taşları ait oldukları yere geri götürmeliyiz. Soğuk bizim düşmanımız değil, en yakın dostumuzdur.\” Halk, Elara’nın bu cesur sözleri karşısında sustu. Onun ne kadar haklı olduğunu o an anladılar.

\n


\n

Dengenin Dönüşü ve Huzurlu Uyku

\n

Halk hemen işe koyulmaya karar verdi. Herkes evindeki sıcak taşları topladı. Ellerine kalın eldivenler takıp taşları mağaraya taşıdılar. Yol çok ıslak ve çamurluydu ama kimse pes etmedi. Elara en önde, en büyük taşı taşıyordu. Taşlar mağaranın derinliklerine bırakıldı ve kapı mühürlendi. O an gökyüzünden serin bir esinti geldi. Bu, doğanın teşekkür etme biçimiydi.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Kırmızı Eldivenin Sıcak Hikayesi

\n

Hava soğudukça sular tekrar donmaya başladı. Yumuşayan zemin sertleşti ve güvenli oldu. Çatlaklar kapandı, heykeller eski görkemine kavuştu. Elara, rüzgarın fısıltısını dinleyerek gülümsedi. Rüzgar ona her şeyin yoluna girdiğini söylüyordu. Halk tekrar kürklerini giydi ve ısınmak için birbirine sarıldı. Artık kimse soğuktan şikayet etmiyordu. Çünkü bu soğuk, onların yuvasını koruyordu.

\n

Ertesi sabah güneş doğduğunda her yer parlıyordu. Kristal Krallık eskisinden çok daha sağlamdı. Elara, krallığın koruyucusu olarak seçildi. O günden sonra kimse doğanın kuralını bozmadı. Her canlı kendi ortamında mutlu mesut yaşadı. Gökten üç kar tanesi yavaşça yere düştü. Biri Elara’nın avucuna, biri yuvasını sevenlere, biri de bu masalı dinleyenlere kondu. Yıldızlar gökyüzünde parlarken, tüm dünya huzurlu bir uykuya daldı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu