Gümüş Gölün Zarif Misafiri: Umut’un Büyük Değişimi

Gümüş Göl’de Yeni Bir Sabah
Uzak diyarlarda, yeşil tepelerle çevrili, suyu berrak bir göl vardı. Güneş, sabahları gölün üzerine altın pullar serperdi. Anne ördek, sazlıkların arasındaki yuvasında heyecanla bekliyordu. Yumurtalar birer birer çatlamaya başladı.
İlk çıkan yavru sarı ve yumuşaktı. Hemen küçük kanatlarını çırptı. Diğer yavrular da peş peşe dünyaya merhaba dedi. Ancak en büyük yumurta bir türlü açılmıyordu. Anne ördek, bu yumurtanın üzerinde sabırla oturmaya devam etti.
Nihayet büyük yumurta çatırdayarak açıldı. İçinden gri tüyleri olan, uzun boyunlu bir yavru çıktı. Anne ördek ona sevgiyle baktı. Acaba neden kardeşlerinden farklı görünüyor? diye geçirdi içinden. Sonra gülümseyerek, “Hoş geldin küçük Umut,” dedi.
Gölün kıyısındaki yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Yapraklarını hafifçe sallayarak yeni üyeyi selamladı. Umut, bu büyük dünyaya şaşkın gözlerle bakıyordu. Annesinin kanatları altına sokulup huzurla uykuya daldı.
Sessizliğin İçindeki Ses
Umut büyüdükçe diğer yavrularla oynamaya çalışıyordu. Ama kardeşleri onu oyunlarına pek dahil etmiyordu. Onun gri tüylerini ve uzun boynunu garip buluyorlardı. Umut, bu duruma biraz üzülse de kimseye kızmıyordu.
Bir akşamüstü tek başına kıyıda oturdu. Rüzgârın kamışlar arasında çıkardığı sesi dinlemeye başladı. Bu sadece bir rüzgâr sesi değildi. Umut, doğanın fısıltısını kalbiyle dinlemeyi seviyordu. Rüzgâr ona sabırlı olmasını söylüyordu.
“Neden herkes gibi parlak sarı değilim?” diye düşündü Umut. Kendi kendine fısıldarken sudaki yansımasına baktı. Su, ona sadece gri bir gölge gösteriyordu. Ama Umut, içindeki sevginin rengini biliyordu.
Anne ördek her zaman yanındaydı. Onu diğer yavrularından hiç ayırmıyordu. “Senin kalbin çok güzel Umut,” diyordu. “Bir gün kendi şarkını söyleyeceksin.” Umut bu sözlerle teselli bulup yıldızları izliyordu.
Kirpi Lila ve Uzun Yolculuk
Günler geçti ve Umut biraz daha büyüdü. Bir gün kıyıda yürürken küçük bir kirpiyle karşılaştı. Kirpinin adı Lila’ydı ve çok cana yakındı. Lila, Umut’un tüylerine bakıp “Ne kadar yumuşak görünüyorlar,” dedi.
Umut ilk kez birinden iltifat duymuştu. Lila ile kısa sürede çok iyi dost oldular. Birlikte ormanın derinliklerine doğru küçük gezintiler yaptılar. Umut, dostluğun dış görünüşle ilgisi olmadığını o an anladı.
Birlikte yüksek bir tepenin üzerine çıktılar. Oradan bakınca dünya çok daha büyük görünüyordu. Umut, tepede durup gökyüzünü izlerken kendini hafif hissetti. İçindeki büyüme arzusu her geçen gün daha da artıyordu.
Lila ona her zaman destek oluyordu. “Sen çok özel bir yolcusun,” diyordu. Umut, bu yolculuğun nereye varacağını henüz bilmiyordu. Sadece kalbinin sesini dinleyerek ilerlemeye devam ediyordu.
Aynadaki Zarif Mucize
Mevsimler değişti ve kış bitti. Bahar gelince Umut’un tüyleri tamamen değişmişti. Artık gri değil, kar gibi bembeyazdı. Bir sabah gölün en sakin köşesine gitti. Suyun yüzeyi bir ayna gibi dümdüz duruyordu.
Umut suya baktığında gözlerine inanamadı. Karşısında zarif, uzun boyunlu, bembeyaz bir kuş duruyordu. O artık küçük bir ördek yavrusu değildi. O, gölün en görkemli kuğularından biri olmuştu.
Gökyüzünden süzülen diğer kuğular yanına indiler. Onu sevgiyle karşılayıp aralarına davet ettiler. Umut, kendisine hayranlıkla bakan kardeşlerine gülümsedi. Hiçbirine kırgın değildi, sadece mutluydu.
Artık her canlının vaktini bekleyen bir çiçek olduğunu biliyordu. Kanatlarını büyük bir gururla gökyüzüne doğru açtı. Sevgiyle bakan gözler, her zaman en saf güzelliği görür.



