Kar Maymunu Hulu ve Sıcak Dostluk Sarmalı

Beyaz Dağların Kırmızı Yanaklı Sakini
Uzaklarda, bulutlara değen ve her mevsim beyaz şapkasını takan karlı dağlar vardı. Bu dağlarda Hulu adında, yanakları kiraz gibi kırmızı bir Kar Maymunu yaşardı. Hulu’nun tüyleri o kadar pofuduktu ki, uzaktan bakınca küçük bir pamuk bulutuna benzerdi. Dağlar kışın çok soğuk olurdu. Nefes alırken havada minik dumanlar çıkardı. Hulu bu dumanları izlemeyi çok severdi. Her sabah karların üzerinde ‘kırt kırt’ sesleri çıkararak yürüyüşe çıkardı. Karnı acıktığında taze ağaç kabuklarını bulup afiyetle yerdi.
Bir sabah Hulu, buz tutmuş nehrin kenarında iki dostuna rastladı. Beyaz bir tavşan bir kayanın dibine büzülmüş, tir tir titriyordu. Yanında ise turuncu tüylü bir tilki vardı. Tilki, soğuktan korunmak için kuyruğunu burnuna dolamıştı. İkisinin de dişleri birbirine vuruyordu. Tavşan, ‘Brrr! Çok soğuk Hulu, tüylerim resmen buz tuttu,’ dedi. Tilki ise burnunu çekerek ona hak verdi. ‘Bu kış hiç bitmeyecek gibi görünüyor, çok üşüyoruz,’ diye ekledi. Hulu dostlarının bu haline çok üzüldü.
Hulu gülümseyince kırmızı yanakları daha da parladı. ‘Korkmayın arkadaşlar, Kar Maymunlarının bir sırrı vardır,’ dedi. Arkadaşları merakla kulaklarını diktiler. ‘Sizi sıcak suların olduğu gizli bir yere götüreceğim,’ diye devam etti. Orada sanki kış ortasında yaz mevsimini yaşayacaklardı. Tavşan ve tilki bu fikre çok sevindi. Hemen yola koyulmak için hazırlandılar. Hulu öne düştü, diğerleri de onu takip etmeye başladı. Karın üzerinde minik ayak izleri bırakarak yukarıya doğru tırmandılar.
Hulu yol boyunca etrafı süzüyordu. Acaba dostlarım bu yolu tamamlayabilecek mi? diye kendi kendine düşündü. Onlara moral vermek için neşeli şarkılar mırıldandı. Karlar diz boyuna gelse de pes etmediler. Dağın yamacındaki eski çam ağaçlarının arasından geçtiler. Doğa ana bembeyaz örtüsünü her yere sermişti. Gökyüzü masmaviydi ve güneş kar tanelerini birer elmas gibi parlatıyordu. Yolculuk zor olsa da dostlukları onlara güç veriyordu. İçlerindeki merak duygusu soğuğu biraz olsun unutturuyordu.
Fırtınanın Getirdiği Fısıltı
Yolun yarısına geldiklerinde gökyüzü aniden renk değiştirdi. Gri bulutlar hızla tepelerin üzerinden süzülüp güneşi kapattı. Rüzgar birden sertleşti ve ‘VUUUUU!’ diye ıslık çalmaya başladı. Kar taneleri artık yavaşça süzülmüyor, rüzgarla birlikte uçuşuyordu. Göz gözü görmez olmuştu. Büyük bir kar fırtınası tam tepelerine binmişti. Hulu hemen durdu ve ellerini havaya kaldırdı. ‘İlerleyemeyiz, fırtına çok güçlü!’ diye bağırdı. Tavşan ve tilki korkuyla birbirine sokuldu. Rüzgarın sesi her şeyi bastırıyordu.
Hulu, fırtınanın içindeki o derin sesi duymaya çalıştı. Yaşlı çam ağacı, rüzgarın şiddetiyle sallanırken derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Sanki onlara güvenli bir liman teklif ediyordu. Hulu, ağacın bu sessiz davetini hemen anladı. ‘Şuraya, koca ağacın altına sığının!’ diye talimat verdi. Üç arkadaş dev gövdenin dibindeki kuytu köşeye yerleştiler. Dışarıda dünya beyaza bürünmüşken, onlar ağacın koruması altındaydı. Ancak hala çok üşüyorlardı. Tavşan titremeye devam ediyordu.
Hulu, dostlarının pes etmesini istemiyordu. ‘Beni dinleyin,’ dedi yumuşak bir sesle. ‘Sıcak suya daha yolumuz var ama şimdi ısınmanın başka bir yolunu deneyeceğiz.’ Tavşan ve tilki şaşkınlıkla ona baktı. ‘Buna Sevgi Yumağı denir,’ diye açıkladı Hulu. Kollarını kocaman açtı. Tavşan’ı sol yanına, tilkiyi ise sağ yanına aldı. Onlara sıkıca, şefkatle sarıldı. Tilki ve tavşan da patileriyle Hulu’ya tutundular. Üç arkadaş birbirine sımsıkı kenetlendi.
Aralarındaki boşluklar kapandıkça soğuk hava dışarıda kaldı. Birbirlerinin nefeslerini ve kalp atışlarını hissetmeye başladılar. Vücut ısıları birleşince sanki etraflarında görünmez bir battaniye oluştu. Fırtına dışarıda öfkeyle esiyordu. Ama onlar ağacın altında huzurlu ve sıcacıktı. Hulu, arkadaşlarına sadece bedenini değil, güvenini de vermişti. Birbirine tutunan bu üç canlı, kışın ortasında küçük bir sıcaklık adası kurmuştu. Korku yerini yavaş yavaş huzura bıraktı.
Kalbin Sesiyle Isınmak
Fırtınanın uğultusu devam ederken Hulu gözlerini kapattı. Sadece dışarıdaki rüzgarı değil, doğanın ritmini anlamaya çalıştı. Rüzgarın sert esişinin ardındaki sakinliği dinlemek, sanki toprağın altındaki bahar hazırlığını duymak gibiydi. Hulu içsel bir huzurla doldu. Yanındaki dostlarının da sakinleştiğini hissetti. Tavşanın hızlı çarpan kalbi artık daha yavaş ve düzenli atıyordu. Tilki, burnunu Hulu’nun pofuduk tüylerine gömmüş, derin bir nefes almıştı. Birbirlerini dinlemek onlara her şeyden daha iyi gelmişti.
Bir süre sonra rüzgarın sesi azaldı. Kar taneleri yeniden nazlı nazlı düşmeye başladı. Bulutlar dağıldı ve güneş utangaç bir şekilde yüzünü gösterdi. Hulu kollarını yavaşça gevşetti. ‘İşte gördünüz mü?’ dedi neşeyle. ‘Birbirimize destek olursak hiçbir fırtına bizi durduramaz.’ Tavşan ve tilki ayağa kalktılar. Kendilerini çok daha güçlü ve sıcak hissediyorlardı. Artık yolun geri kalanını tamamlamak için hazırdılar. Dağın en yüksek tepesine doğru son bir gayretle tırmandılar.
Tepenin ardına ulaştıklarında gördükleri manzara büyüleyiciydi. Karın ortasında, yerin altından kaynayan masmavi bir gölet vardı. Suyun üzerinden beyaz dumanlar yükseliyordu. Etraftaki taşlar bile bu suyun ısısıyla ısınmıştı. Burası kışın kalbindeki sıcak bir cennet gibiydi. Hulu hiç vakit kaybetmeden ‘Hopppa!’ diyerek suya atladı. Suyun sıcaklığı tüm vücudunu sardı. ‘Ohhh! İşte bu gerçek bir buhar banyosu,’ diye seslendi neşeyle. Arkadaşlarını yanına çağırdı.
Tavşan ve tilki suyun kenarındaki sıcak taşların üzerine yerleşti. Suyun buharı burunlarını açtı, kemiklerini ısıttı. Hulu suyun içinde yavaşça süzülürken dostlarına baktı. Yüzlerinde büyük bir huzur ve mutluluk vardı. Artık ne üşüyorlar ne de korkuyorlardı. O an anladılar ki, zorluklar paylaşıldıkça küçülürdü. Birbirlerine sarıldıklarında hissettikleri o sıcaklık, aslında en büyük hazineydi. Dağdaki sessizlik, bu güzel dostluğun tanığı olmuştu.
Doğanın İki Büyük Hediyesi
Hulu suyun içinden başını uzattı. ‘Biliyor musunuz,’ dedi bilgece. ‘Doğa bize bugün iki harika hediye verdi.’ Tavşan merakla sordu: ‘Nedir onlar Hulu?’ Maymun gülümseyerek cevapladı: ‘Biri yerin altından gelen bu sıcak su. Diğeri ise kalbimizden gelen dostluk sıcaklığı. İkisi de bizi soğuktan ve korkudan korur.’ Tilki kuyruğunu sallayarak ona katıldı. Hakikaten de o gün sadece ısınmayı değil, birlik olmanın mucizesini öğrenmişlerdi.
Günün sonunda güneş batarken dağlar pembeye boyandı. Üç arkadaş suyun kenarında huzurla oturdular. Artık fırtınalardan korkmuyorlardı. Çünkü ne zaman hava soğusa, ya bu sıcak suya koşacaklarını ya da birbirlerine sarılıp ‘Sevgi Yumağı’ olacaklarını biliyorlardı. Dostlukları, karlar altındaki bu ıssız dağları dünyanın en sıcak yerine dönüştürmüştü. Birbirlerinin varlığıyla ısınmak, en kalın tüylerden bile daha koruyucuydu. Mutlulukları yüzlerinden okunuyordu.
O günden sonra Hulu, tavşan ve tilki hiç ayrılmadılar. Dağın her köşesinde beraber gezdiler, beraber oyunlar oynadılar. Ne zaman bir rüzgar çıksa, hemen birbirlerine sokulup o içsel huzuru hatırladılar. Doğa onlara kucak açmıştı, onlar da birbirlerine kalplerini açmışlardı. Soğuk sadece dışarıdaydı; içlerinde ise her zaman sönmeyen küçük bir güneş parlıyordu. Birlikte olmanın verdiği güven duygusuyla mışıl mışıl uykuya dalmaya hazırlandılar.
Gökten üç büyük kar tanesi yavaşça süzülerek yere indi. Biri akıllı Hulu’nun kırmızı burnunun ucuna kondu. Biri fırtınada birbirini bırakmayan tavşan ve tilkinin yumuşak tüylerine düştü. Sonuncusu ise sevdiklerine sarılmanın sıcaklığını bilen tüm güzel çocukların düşlerine misafir oldu. Gecenin sessizliğinde yıldızlar parlıyor, dostluğun sıcaklığı tüm karlı dağları sarıp sarmalıyordu.



