Gökyüzünde Dans Eden Renkli Kanatlar

Mavi Gökyüzü ve Parlak Bir Sabah

Deniz kıyısında, rengârenk evlerin olduğu şirin bir kasaba vardı. Bu kasabada Mina adında neşeli bir çocuk yaşardı. Mina henüz iki buçuk yaşındaydı. Kelimeleri yeni yeni süslü cümleler haline getiriyordu. Bir sabah uyandığında pencereden dışarıya baktı. Gökyüzü masmaviydi ve pamuk gibi bulutlar vardı. Hafif bir rüzgâr camı tık tık diye çalıyordu. Mina sevinçle yatağında zıpladı. Hemen annesine koştu ve heyecanla bağırdı. Anne rüzgâr geldi, uçurtma uçsun dedi. Annesi gülümseyerek Mina’nın yumuşak saçlarını okşadı. Haklısın tatlım, bugün uçurtma oyunu için harika bir gün dedi. Ama önce güzel bir kahvaltı yapmalıyız. Mina hemen mutfağa koştu. Karnını doyurup uçurtmasıyla buluşmak için sabırsızlanıyordu.

Kahvaltıdan sonra Mina ayakkabılarını giymeye çalıştı. Sağ ayakkabısını sol ayağına takınca biraz duraksadı. Yüzü hafifçe kızardı ve dudak büzüldü. Bunu tek başıma yapamadım diye içinden geçirdi. Annesi hemen yanına gelip diz çöktü. Bazen eşyalar biraz inatçı olabilir dedi. Gel birlikte düzeltelim diye ekledi. Mina’nın gözlerindeki bulutlar hemen dağıldı. Annesiyle beraber ayakkabılarını doğruca giydiler. Mina kocaman bir oh diyerek gülümsedi. Birlikte yapınca her şey ne kadar kolaydı. El ele verip bahçeye çıktılar. Güneş onları ısıtan sıcak bir el gibiydi.

Bahçede Mina’nın eski, sarı bir uçurtması duruyordu. Uçurtmanın üzerinde minik bir güneş resmi vardı. Mina uçurtmasına dikkatle baktı ve elini üzerine koydu. Bu uçurtma biraz yorgun görünüyor dedi. Annesi ona hak verdi ve yeni bir fikir sundu. Onu biraz şımartmaya ne dersin diye sordu. Mina bu fikre bayıldı ve ellerini çırptı. Süsleyelim, pıt pıt yapalım diyerek zıpladı. Annesi içeriden renkli kurdeleler ve parlak yıldızlar getirdi. Mina uçurtmasını dünyanın en güzel uçurtması yapmak istiyordu. Hazırlık yapmak da oyunun en tatlı parçasıydı.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Minik Kıpırtı’nın Büyük Kalbi ve Yağmurun Şarkısı

Beklenmedik Misafir ve Ortak Hayaller

Mina uçurtmasını süslerken bahçe kapısı yavaşça açıldı. Komşuları Efe ve babaannesi yürüyüşe çıkmıştı. Efe dört yaşındaydı ve oyun oynamayı çok severdi. Mina’yı görünce hemen yanına doğru koştu. Merhaba Mina, ne yapıyorsun diye seslendi. Mina gururla elindeki sarı uçurtmayı havaya kaldırdı. Uçurtma oyunu yapıyoruz, bak süslüyoruz dedi. Efe’nin gözleri parladı ve hemen yere oturdu. Ben de yardım edebilir miyim diye sordu. Mina önce durdu, sonra başını salladı. Annesi çocuklara bakıp gülümsedi. Uçurtma oyunu birlikte oynayınca daha güzel olur dedi.

Mina uzun ve parlak bir kurdeleyi eline aldı. Onu uçurtmanın kuyruğuna yapıştırmak istedi. Ancak kurdele rüzgârda kıvrılıyor ve bir türlü durmuyordu. Mina’nın elleri titredi ve az kalsın vazgeçecekti. Efe hemen yardıma yetişti ve kurdeleyi iki ucundan tuttu. Ben sıkıca tutuyorum, sen şimdi yapıştır dedi. Mina cırt diye kurdeleyi yerine taktı. Uçurtmanın kuyruğu bir anda şenlendi. Mina sevinçle küçük bir çığlık attı. Oldu, Efe tuttu ve sonunda oldu diye bağırdı. Birlikte çalışınca işler tıkır tıkır ilerliyordu.

İki arkadaş uçurtmanın üzerine yeni şekiller çizdiler. Efe uçurtmadaki güneş resmine kocaman bir ağız ekledi. Güneş şimdi gökyüzüne kahkahalar atıyor gibiydi. Mina neden güneş gülüyor diye merakla sordu. Efe çünkü bizimle uçurtma oynayacak diye yanıtladı. Mina bu cevabı çok sevdi ve kıkırdadı. Güneş mutlu, o zaman Mina da çok mutlu dedi. Uçurtma artık gökyüzüne çıkmak için hazırdı. İpler kontrol edildi ve düğümler tek tek çözüldü. Her şey tamamlanınca yola çıkma vakti geldi.

Rüzgârın Şarkısı ve Yüksekten Bakış

Üçü birlikte kasabanın geniş yeşil parkına gittiler. Parkın ortasında uçsuz bucaksız çimenler vardı. Rüzgâr burada daha özgürce esiyordu. Ağaçlar birbirine yaslanmış, yapraklarıyla şıkır şıkır şarkı söylüyordu. Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Mina bu sesi duyunca bir an durup bekledi. Doğa sanki onlara hoş geldiniz diyordu. Efe heyecanla ileriye doğru bir adım attı. Mina, rüzgârı duydun mu, hadi uçurtmayı salalım dedi. Mina ipi sıkıca kavradı ve kalbi pıt pıt attı.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Demir Kanatlı Kara Tren’in Şarkısı

Mina önce biraz çekindi ve uçurtma düşerse diye fısıldadı. Annesi yanına gelip kulağına yumuşak bir sesle fısıldadı. Düşmesi hiç önemli değil, biz yine deneriz dedi. Uçurtma oyunu aslında tekrar tekrar denemek demekti. Mina bu sözlerle cesaret buldu ve derin bir nefes aldı. Efe uçurtmayı kucağına alıp biraz uzaklaştı. Rüzgârın en sert estiği anı beklemeye başladılar. Efe şimdi diye bağırınca Mina ipi yavaşça bıraktı. Uçurtma önce bir sağa bir sola yalpaladı. Ama sonra rüzgârın gücünü arkasına aldı.

Sarı uçurtma birden havaya yükseldi ve devleşti. Kuyruğundaki kurdeleler gökyüzünde gökkuşağı gibi parladı. Mina şaşkınlıkla yukarıya baktı ve gözleri kocaman açıldı. Uçtu, gerçekten pamuk bulutlara ulaştı diye haykırdı. Efe de sevinçle zıplıyor ve arkadaşını alkışlıyordu. Uçurtma yukarıda nazlı nazlı süzülürken harika görünüyordu. Mina ipi bazen çekiyor bazen de serbest bırakıyordu. Sanki gökyüzüyle sessiz bir bağ kurmuştu. Uçurtma artık onların neşesini yukarıya taşıyan bir elçiydi.

Paylaşılan Mutluluk ve Yarınki Planlar

Bir süre sonra Efe sessizce yanına yaklaştı. Ben de biraz tutabilir miyim diye alçak sesle sordu. Mina önce ipi kendine doğru sıkıca çekti. Paylaşmak o an ona birazcık zor gelmişti. Ancak Efe’nin yardımlarını ve beraber gülüşlerini hatırladı. Kendi kendine, yalnız uçurmak güzel ama beraber uçurmak daha eğlenceli diye düşündü. İpin ucunu nazikçe Efe’ye doğru uzattı. Tamam, gel beraber tutalım ama sakın bırakma dedi. İki minik el aynı ipe sımsıkı sarıldı. Uçurtma bu dostluğu görmüş gibi daha da yükseldi.

Gökyüzündeki uçurtma sanki onları dinliyordu. Rüzgârla beraber bir o yana bir bu yana dans etti. Mina uçurtmaya doğru seslendi, bizi dinle uçurtma, biz çok iyi arkadaşız dedi. Uçurtma da kuyruğunu sallayarak onlara selam verdi. Paylaşılan her an, parktaki çimenler kadar taze ve güzeldi. Annesi çocukların bu halini görünce çok duygulandı. Sevgiyle yanlarına gelip onları kucakladı. Bugün sadece bir uçurtma değil, harika bir bağ kurdunuz dedi. Akşam güneşi batarken her yer turuncuya boyandı.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Minik Karınca Kıpırtı ve Gümüş Yağmur

Uçurtmayı yavaşça aşağıya indirip güzelce katladılar. Mina yorgun ama içi huzur dolu bir şekilde gülümsedi. Yarın yine gelelim mi diye Efe’ye sordu. Efe başıyla onayladı ve yeni renkler hayal etmeye başladı. Belki yarın pembe ve mavi bir uçurtma yaparız dediler. El ele tutuşup evlerine doğru yürürken rüzgâr arkalarından fısıldadı. Paylaşılan her sevinç gökyüzünde bir yıldız gibi parlar. Mina o gece yatağına yattığında rüzgârın sesini yine dinledi. Kalbindeki sıcaklık, en yüksekte uçan uçurtmadan bile daha büyüktü.

Dostlukla tutulan her ip, kalpleri gökyüzüne bağlayan en sağlam köprüdür.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu