Dürüst Oduncu Alihan ve Dere Koruyucusu

Ormanın Derinliklerinde Bir Sabah
Uzaklarda, çam iğnelerinin rüzgârla fısıldaştığı çok güzel bir orman vardı. Bu ormanın kıyısında Alihan adında nazik bir oduncu yaşardı. Alihan’ın küçük kulübesinin penceresinde annesinin ördüğü beyaz perdeler dururdu. Her sabah kapısının önündeki saksıda duran fesleğeni sevgiyle sulardı.
Alihan’ın en sevdiği eşyası babasından kalan eski ve demir baltasıydı. Baltanın sapı biraz çatlaktı ama Alihan onu dünyalara değişmezdi. Bu balta onun için sadece bir araç değil, babasından kalan sıcak bir hatıraydı. Annesi Nermin Ana, ona her zaman kalbini temiz tutmasını öğütlerdi.
Güneş, ağaçların arasından bal rengi ışıklarını gönderirken Alihan işe koyulurdu. Ormandaki yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Alihan, annesinin hazırladığı azığı yanına alarak derenin kenarına doğru yürümeye başladı. Kuşlar dallarda neşeyle şarkı söylüyor, sincaplar ise kozalaklarla oyunlar oynuyordu.
Gümüş Suların İçindeki Sürpriz
Alihan dere kenarındaki kuru bir ağacı kesmek için baltasını havaya kaldırdı. Tam o sırada baltanın eski sapı ansızın ellerinden kayıverdi. Balta havada dönerek “şap” diye derin ve berrak suların içine düştü. Alihan hemen derenin kıyısına koştu ama su çok derindi.
“Eyvah, şimdi ne yapacağım?” diye kendi kendine düşündü genç oduncu. Baltası olmadan annesine yiyecek alacak odunları nasıl hazırlayabilirdi ki? Gözlerinden birkaç damla yaş süzülüp derenin serin sularına karıştı. O anda suyun üzerinde küçük, parlak halkalar oluşmaya başladı.
Suyun içinden yosun saçlı ve yüzünde meraklı bir gülümseme olan bir varlık çıktı. Bu varlık, derenin koruyucusu olan sakin ve bilge bir ruh gibi görünüyordu. Alihan’ın üzüntüsünü görünce ona yumuşak bir sesle neden ağladığını sordu. Alihan, babasından kalan tek hatırayı suya düşürdüğünü dürüstçe anlattı.
Dere koruyucusu, Alihan’ı dikkatle dinledi ve sonra nazikçe suya doğru uzandı. Elini suyun derinliklerine daldırdı ve dışarıya som altından yapılmış harika bir balta çıkardı. Altın balta güneşin altında tıpkı bir yıldız gibi parıl parıl parlıyordu. Varlık, bu değerli baltayı Alihan’a uzatarak sordu: “Aradığın balta bu mu?”
En Değerli Hazine Dürüstlüktür
Alihan parlayan altın baltaya bakınca bir an için hayallere daldı. Bu balta ile çok zengin olabilir ve annesine en güzel elbiseleri alabilirdi. Ancak içindeki ses ona doğru olanı yapması gerektiğini fısıldıyordu. Alihan başını yavaşça iki yana sallayarak cevap verdi: “Hayır, bu altın balta benim değil.”
Dere koruyucusu gülümsedi ve tekrar suya uzanıp bu kez gümüş bir balta çıkardı. Gümüş balta ay ışığı gibi duru ve çok etkileyici bir güzelliğe sahipti. Varlık yine aynı soruyu sordu: “Peki, bu gümüş balta senin mi?” Alihan yine dürüst davrandı ve kendi eski baltasını istediğini söyledi.
Üçüncü seferde koruyucu, Alihan’ın o eski, sapı çatlak ve demiri çizik olan baltasını çıkardı. Alihan baltasını görünce sevinçle zıpladı ve ona sıkıca sarıldı. Varlık, Alihan’ın bu kadar dürüst olmasına çok mutlu olmuştu. Ona hem altın hem de gümüş baltayı hediye ederek ödüllendirdi.
Alihan köyüne döndüğünde herkese bu olanları anlattı ve elindekileri komşularıyla paylaştı. Ancak köydeki Hıdır, Alihan’ı kıskanarak dere kenarına gitti ve bilerek baltasını suya attı. Dere koruyucusu ona da altın baltayı gösterdiğinde, Hıdır hemen “Evet, o benim!” diye yalan söyledi. Koruyucu, yalanı duyunca suyun derinliklerine saklandı ve Hıdır hiçbir şey alamadı.
Kalbin Aynası ve Mutlu Son
Alihan, dürüstlüğün insana en büyük huzuru verdiğini o gün bir kez daha anladı. Artık ormanda odun keserken sadece ellerini değil, kalbinin sesini de dinliyordu. Doğayı dinlemek, aslında dünyadaki tüm güzellikleri anlamak demekti. Köydeki çocuklar Alihan’ın yanına gelip bu güzel hikâyeyi defalarca dinlediler.
Alihan altın baltayı hiç satmadı; onu dürüstlüğün bir simgesi olarak evinin başköşesine astı. Gümüş baltayı ise ihtiyacı olan komşularına yardım etmek için kullandı. Eski baltası ise her zaman en sadık dostu olarak yanında kaldı. Annesi Nermin Ana, oğlunun bu güzel kalbiyle her zaman gurur duydu.
Köyde artık kimse yalan söylemiyor, herkes birbirine güvenle gülümsüyordu. Orman ise Alihan’a her zaman en taze meyvelerini ve en güzel gölgelerini sundu. Dere, taşların üzerinden şarkılar söyleyerek akarken, Alihan’ın dürüstlüğünü tüm dünyaya fısıldadı. Alihan, gerçek zenginliğin altınlarda değil, insanın sözünde saklı olduğunu biliyordu.
Güneş her akşam dağların ardına saklanırken, dürüstlük ormanda bir ışık gibi parlar.



