Kış Ormanında Parlayan Arkadaşlık Sırrı

Gümüş Ormanın Sessiz Misafirleri
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, kış mevsiminin en beyaz günlerinden biriymiş. Gökyüzünden pamuk gibi kar taneleri usulca yere inermiş. Bizim sevimli Keloğlan, sıcacık evinde mindere oturmuş dışarıyı izlermiş. Sobanın üzerindeki kestane kokusu tüm odayı sarmış.
Keloğlan, pencerenin kenarında doğanın beyaz örtüsünü seyre dalmış. O sırada kapı hızla çalınmış. Gelenler köyün neşeli çocuklarıymış. Çocukların yanakları soğuktan elma gibi kızarmış. Hep bir ağızdan konuşmaya başlamışlar. Keloğlan onları sakinleştirmek için ellerini havaya kaldırmış.
Çocuklar, Keloğlan’ın can dostu Kızılsakal’ın yardıma ihtiyacı olduğunu söylemişler. Kızılsakal, ormanın derinliklerindeki eski bir taş evde mahsur kalmış. Dışarıdaki fırtına yolu kapatınca orada öylece beklemek zorunda kalmış. Keloğlan bunu duyunca hiç durmamış. Hemen kalın paltosunu üzerine geçirmiş.
Eline parlak, sarı ışıklı fenerini almış. Ahıra gidip en yakın arkadaşı Karakaçan’ı uyandırmış. Karakaçan akıllı bir eşekmiş. Keloğlan’ı görünce kulaklarını dikmiş. Sanki ne yapmaları gerektiğini hemen anlamış. Birlikte karlı yollara doğru ilk adımlarını atmışlar.
Karda Yürüyen Dev Gölgeler
Dışarıda rüzgar ıslık çalarak esiyormuş. Keloğlan ve Karakaçan yan yana yürümeye başlamışlar. Kar diz boyuna kadar geliyormuş. Ama Keloğlan’ın içindeki sevgi içini ısıtıyormuş. Karakaçan’ın karda bıraktığı minik ayak izleri birer inci gibi dizilmiş. Ormanın girişine vardıklarında her yer çok sessizmiş.
Keloğlan fenerini havaya kaldırmış. Işık, ağaçların dallarındaki karları elmas gibi parlatmış. Tam o sırada ormanın derinliklerinden bazı sesler gelmiş. Bunlar korkutucu değil, sadece merak uyandırıcı seslermiş. Keloğlan bir an durup etrafı dinlemiş. Karakaçan da başını yana eğip rüzgarı dinlemeye koyulmuş.
Yolun ilerisinde gölgelerin hareket ettiğini görmüşler. Keloğlan kendi kendine düşünmüş: Eğer biz cesur olursak, engeller sadece küçük birer bulut gibi dağılır. Bu düşünce ona güç vermiş. Karakaçan’ın kulağına eğilip planını fısıldamış. Karakaçan anlayışla başını sallayıp bir adım öne çıkmış.
Keloğlan fenerini sallamaya başlamış. Işık duvarlarda ve ağaç gövdelerinde devasa şekiller oluşturmuş. Karakaçan da en gür sesiyle anırmış. Bu ses ormanda yankılanmış. Oradaki engelleri çıkaranlar, bu büyük gürültüden ve dev gölgelerden çekinmişler. Herkes bu güçlü ordunun kim olduğunu merak ederek geri çekilmiş.
Doğanın Fısıltısını Anlamak
İlerledikçe orman daha da güzelleşmiş. Yol kenarındaki yaşlı çınar ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdamış. Sanki onlara doğru yolu göstermek istiyormuş. Keloğlan bu hışırtıyı sadece kulaklarıyla duymamış. O, doğanın dilini kalbiyle anlamaya başlamış. Buna içsel bir dinleme denirmiş.
Keloğlan durmuş ve gözlerini kapatmış. Rüzgarın hangi yöne doğru estiğini hissetmiş. Rüzgar ona Kızılsakal’ın olduğu evi tarif ediyormuş. Karakaçan da burnuyla havayı koklamış. Arkadaşının kokusunu çok uzaklardan bile alabiliyormuş. İki dost birbirine güvenerek yollarına devam etmişler.
Sonunda taş evin önüne varmışlar. Evin pencereleri buz tutmuş ama içinden hafif bir ışık sızıyormuş. Keloğlan kapıya yaklaşıp yavaşça vurmuş. İçeriden Kızılsakal’ın sesi gelmiş. Kızılsakal çok üşümüş ama dostlarını görünce hemen ısınmış. Keloğlan kendi sıcacık paltosunu çıkarıp arkadaşının omuzlarına bırakmış.
Karakaçan, Kızılsakal’ın yanına gidip başını onun eline sürtmüş. Kızılsakal gülümseyerek dostlarına sarılmış. Birlikte dışarı çıkmışlar. Artık fırtına dinmiş, yerini huzurlu bir sessizliğe bırakmış. Gökyüzündeki ay, bir gümüş tepsi gibi tepelerinde parlıyormuş. Dönüş yolu şimdi çok daha kolay görünüyormuş.
Yıldızların Altında Sıcacık Bir Dönüş
Köye doğru yürürken üç arkadaş çok mutluymuş. Keloğlan elindeki feneri artık sadece yolu görmek için değil, neşesini paylaşmak için tutuyormuş. Kızılsakal, Keloğlan’ın fedakarlığı karşısında çok duygulanmış. Gerçek arkadaşlığın, en soğuk kış gününde bile insanın kalbinde yanan bir ateş olduğunu anlamış.
Köy meydanına vardıklarında köylüler onları büyük bir sevinçle karşılamış. Hemen büyük bir ateş yakılmış. Herkes Keloğlan’ın zekasını ve cesaretini konuşuyormuş. Keloğlan ise sadece Karakaçan’ın gözlerine bakıp gülümsemiş. Çünkü o, bu başarıyı tek başına değil, dostlarıyla beraber kazandığını biliyormuş.
O gece köyde herkes birbirine daha sıkı sarılmış. Yardımlaşmanın ve dinlemenin gücü tüm evlere yayılmış. Keloğlan yatağına yattığında huzurla gözlerini kapamış. Dışarıda kar yağmaya devam ediyormuş ama içerisi sevgiyle doluymuş. Gökyüzündeki yıldızlar sanki bu güzel geceyi kutlamak için daha parlak yanmış.
Ay dede bulutların arkasından onlara göz kırpmış. Gece boyunca tüm dünya dostluğun masalını fısıldamış. Paylaşmanın sıcaklığı, en sert buzları bile sevgiyle eritip nehire katmış.
Yıldızlar sönmeden, sevgi bitmeden, uykular tatlı rüyalarla dolsun, her çocuk kalbindeki sesi duysun.



