Minik Fok Fin ve Gümüş Buzulun Şarkısı

Gümüş Dalgaların Arasındaki Küçük Meraklı
Kuzey Denizi’nin serin ve huzurlu sularında minik bir fok yaşardı. Bu foka herkes Fin diye seslenirdi. Fin’in gri sırtı yumuşaktı. Karnı ise bembeyaz bir kar tanesi gibi parlardı. Kocaman siyah gözleri her zaman etrafı merakla incelerdi. Fin için deniz, ucu bucağı olmayan dev bir oyun parkı gibiydi. Her sabah suyun yüzeyine çıkar ve burnunu havaya dikerdi. Temiz havayı içine çekince kendini çok güçlü hissederdi. Sonra hemen annesi Gilda’nın yanına yüzerek giderdi.
Gilda, oğlunu her zaman sevgiyle karşılardı. Fin, annesine bakıp heyecanla sorular sormaya başlardı. Bugün denizde yeni bir şeyler görecek miyiz diye merak ederdi. Belki de buz dağlarının ardında gizli bir dünya vardı. Annesi ona her zaman sabırlı olmayı öğütlerdi. Denizin sırlarını öğrenmek için önce beklemeyi bilmek gerekirdi. Fin annesinin sözlerini dinlerdi ama kalbi hep uzaklara gitmek isterdi. İçinde tarif edemediği, tatlı bir macera isteği her gün biraz daha büyürdü.
Fin’in yaşadığı yerdeki buz kütleleri güneşle parlıyordu. Bazen buzların üzerine çıkar ve güneşin tadını çıkarırdı. Ama aklı hep rüyalarında duyduğu o güzel seslerdeydi. Geceleri uyurken kulağına ince bir melodi gelirdi. Bu sesler diğer fokların hep birlikte söylediği şarkılardı. Henüz o fokları hiç görmemişti. Ama onları sanki uzun zamandır tanıyor gibi hissediyordu. Kendi kendine bu şarkının nereden geldiğini bulacağına dair söz verdi. Denizin altındaki o gizemli koroyu bulmak onun en büyük hayaliydi.
Uzaklardan Gelen İnce Bir Fısıltı
Bir sabah güneş denizin üzerine altın rengi ışıklar serpti. Annesi Gilda, yosunların arasında derin bir uykuya dalmıştı. Fin bu fırsatı değerlendirmek istedi. Sadece birazcık uzaklaşsam ne olur ki diye düşündü. Sessizce paletlerini oynattı ve yuvalarından uzaklaşmaya başladı. Kalbi tık tık diye hızla atıyordu. Arkasına baktığında annesinin hala uyuduğunu gördü. Artık özgürce yüzebilirdi. Akıntının kollarında kendini serin sulara bıraktı. Yolculuk başladığı için çok mutluydu.
Bir süre sonra suyun içindeki sesler değişmeye başladı. Fin durdu ve etrafı sessizce dinlemeye karar verdi. Bu sadece kulaklarıyla yaptığı bir iş değildi. Fin, denizin kalbini dinlemeyi denedi. Suyun içindeki titreşimleri ruhunda hissetmek istiyordu. Hafif bir rüzgar suyun yüzeyini okşuyordu. Tam o sırada gökyüzünden beyaz bir martı süzülerek yanına indi. Martının tüyleri rüzgarda hafifçe dalgalanıyordu. Yaşlı martı, bilge bir ifadeyle küçük foka bakıp gülümsedi.
Küçük fok nereye böyle diye sordu martı. Sesi tıpkı eski bir radyonun cızırtısı gibiydi. Fin biraz çekinerek macera aradığını söyledi. Şarkı söyleyen diğer fokları bulmak istiyordu. Martı kanadıyla kuzeydeki büyük buzulları işaret etti. Eğer kalbindeki sesi takip edersen yolu bulursun dedi. Fin bu sözü çok sevmişti. Martıya teşekkür etti ve kuyruğunu sallayarak kuzeye yöneldi. Su gittikçe soğuyordu ama Fin’in içindeki heyecan onu sıcacık tutuyordu. Adım adım büyük sırra yaklaşıyordu.
Buz Mağarasındaki Büyük Keşif
Fin kuzeye doğru yüzdükçe suyun rengi koyulaştı. Etrafta dev buz dağları yükseliyordu. Bir an için duraksadı ve etrafına bakındı. Burası evinden çok farklı ve biraz sessizdi. Acaba tek başıma gelerek hata mı yaptım? diye düşündü kendi kendine. Tam geri dönmeyi düşünürken karşısına pofuduk bir fok çıktı. Bu fokun adı Niva idi ve Fin’den biraz büyüktü. Niva’nın yüzünde dost canlısı, kocaman bir gülümseme vardı. Fin’e korkmamasını ve kendisini takip etmesini söyledi.
Niva, Fin’i dev bir buz mağarasının girişine götürdü. Mağaranın içi sanki binlerce elmasla süslenmişti. Tavandan sarkan buzlar, suyun yansımasıyla gökkuşağı renklerine bürünmüştü. Ve en önemlisi, içeride onlarca fok vardı. Hepsi bir ağızdan yumuşak bir melodi mırıldanıyordu. Mağaranın duvarları bu şarkıyla birlikte titriyordu. Yaşlı buz dağı, fokların şarkısıyla huzur bulmuş gibi gülümsüyordu. Fin rüyalarında duyduğu o mucizevi anın tam ortasındaydı. Gözleri mutluluktan parlıyordu.
Foklar bir halka oluşturmuş, birbirlerine sevgiyle bakıyorlardı. Şarkı bittiğinde Niva, Fin’i diğer arkadaşlarıyla tanıştırdı. Fin burada kendini hiç yabancı hissetmedi. Herkes ona çok nazik davranıyordu. Birlikte suyun içinde taklalar attılar ve oyunlar oynadılar. Fin hayatında hiç bu kadar çok arkadaşı olacağını hayal etmemişti. Ancak oyun oynarken birden aklına annesi geldi. Onun şimdi uyanmış olabileceğini düşündü. İçini hafif bir sızı kapladı çünkü annesine haber vermeden gitmişti.
Dürüstlüğün ve Dostluğun Sıcaklığı
Fin arkadaşlarına gitmesi gerektiğini söyledi. Annesinin onu merak edeceğini biliyordu. Niva ve diğer foklar ona hak verdi. Seni biz götürelim, yol uzun dediler. Hep birlikte bir sıra halinde Fin’in evine doğru yüzdüler. Fin yolda giderken annesine ne söyleyeceğini planlıyordu. Ona yalan söylemek istemiyordu. Doğruyu anlatmak her zaman en iyisidir diye biliyordu. Sonunda tanıdık kayalıklara vardıklarında annesini gördü. Gilda, endişeli gözlerle ufku gözlüyordu.
Fin hemen annesinin yanına gidip ona sıkıca sarıldı. Nereye gittiğini ve neler gördüğünü tek tek anlattı. Annesine haber vermediği için çok üzgün olduğunu söyledi. Gilda, oğlunun dürüstlüğünü görünce derin bir nefes aldı. Onu sevgiyle bağışladı ve yeni arkadaşlarına teşekkür etti. Gilda, Fin’in büyüdüğünü ve yeni şeyler keşfetmek istediğini anlıyordu. Bundan sonra her dolunayda o mağaraya birlikte gideceklerine dair söz verdi. Fin’in mutluluğu artık iki katına çıkmıştı.
O geceden sonra Fin hiç yalan söylemedi. Keşfettiği her şeyi annesiyle paylaştı. Beraberce şarkı söyleyen fokların arasına katıldılar. Denizin derinliklerindeki o güzel dostluk hiç bitmedi. Fin anladı ki, en büyük macera sevdiklerinle paylaşılan maceraydı. Kuzey Denizi’nin buz gibi suları, bu sevgiyle her zaman sıcacık kaldı. Artık her gece buzlar arasından yükselen o şarkı, tüm denize huzur yayıyordu. Gökyüzündeki yıldızlar bu güzel dostluğa gülümseyerek bakıyordu.
Sevgi paylaşıldıkça büyür ve kalplerde her zaman en güzel şarkı yankılanır.



