Neşeli Keklik ve Kalbin Gerçek Şarkısı

## Ballıova Ormanı’nın Neşeli Sakini
Güneş, Ballıova Ormanı’nın üstüne yeni yeni tırmanıyordu. Çimenlerin üzerindeki çiy taneleri pırıl pırıl parlıyordu. Ormanın kenarında, kayalık bir tepede küçük bir yuva vardı. Bu yuvada Neşeli Keklik adında bir kuş yaşardı. Ona neden Neşeli dediklerini anlamak çok kolaydı. Sabahları uyanır uyanmaz hemen güzel şarkılar söylerdi. Gördüğü her hayvana sevgiyle selam verirdi. Bazen kendi kendine bile tatlı tatlı gülümserdi.
Fakat bugün Neşeli Keklik’in içi biraz kıpır kıpırdı. Kalbinde sanki minik bir davul çalıyor gibiydi. Kendi kendine, *Bugün her zamankinden farklı olacak,* diye düşündü. Kanatlarını hafifçe gerdi ve tüylerini güzelce kabarttı. Tam o sırada çalıların arasından minik bir sincap fırladı. Bu, ormanın en meraklı sakini olan Fındık’tı. Fındık’ın heyecanı her halinden belli oluyordu.
Fındık nefes nefese, “Neşeli, duydun mu?” diye bağırdı. Keklik şaşkınlıkla gözlerini kocaman açarak arkadaşına baktı. Sincap, ormanın derinliklerinde gizemli bir Şarkı Çanağı olduğunu anlattı. Eğer birisi bu çanağa mutlu bir şarkı söylerse, herkes cesur olurmuş. Neşeli Keklik bu habere çok ama çok sevindi. İçindeki o merak duygusu bir anda her yanı sardı.
—
## Bilge Baykuş ve Gizemli İşaretler
Tam o sırada gökyüzünde büyük bir gölge belirdi. Bu, her şeyi bilen ağırbaşlı Baykuş Dede’ydi. Yüksek bir dalın üzerine konup onlara doğru baktı. Sesi her zamanki gibi yumuşak ama çok etkileyiciydi. “Şarkı Çanağı sadece bir masal değildir,” dedi. Ancak bu çanağı bulmak sandıkları kadar kolay olmayacaktı. Çanak, sadece kalbinde hem neşe hem korku taşıyanları kabul ederdi.
Neşeli Keklik bu sözleri duyunca biraz duraksadı. Kendisinin her zaman çok mutlu olduğunu zannediyordu. Baykuş Dede, her canlının bazen korkabileceğini hatırlattı. Önemli olanın bu korkuyla beraber yürüyebilmek olduğunu söyledi. Keklik, son günlerde ormandaki suların azaldığını fark etmişti. Çiçekler boyunlarını bükmüş, kuşlar daha az şarkı söyler olmuştu. Bu durum aslında onu içten içe biraz üzüyordu.
Baykuş Dede onlara bulmaları gereken üç işareti anlattı. Bunlar Kıpır Kıpır Yaprak, Gümüş Taş ve Sessiz Pınar’dı. Eğer bu üçünü bulurlarsa gizli patika onlara açılacaktı. Neşeli Keklik derin bir nefes alarak yola çıkmaya karar verdi. Yanında sadık dostu Sincap Fındık ile ilerlemeye başladılar. Ormanın derinliklerine doğru atılan her adım yeni bir heyecandı.
—
## Kalbin Sesini Dinlemek
Ormanın içinde yürürken ağaçlar gitgide daha da sıklaştı. Işık hüzmeleri yaprakların arasından yere çizgiler çiziyordu. Bir süre sonra tüm kuş sesleri tamamen kesildi. Neşeli Keklik bu sessizlikten biraz ürperdiğini hissetti. Tam o sırada bir dalın ucunda tek başına sallanan bir yaprak gördü. Rüzgar esmiyordu ama yaprak sanki dans eder gibi kıpırdıyordu.
Yaprağa yaklaştıklarında incecik, fısıltı gibi bir ses duydular. Yaprak, onlardan gerçek bir duygularını söylemelerini istedi. Neşeli Keklik önce sadece heyecanlı olduğunu söyledi. Ancak yaprak daha derin bir cevap bekliyordu. Keklik yutkundu ve sonunda dürüstçe “Korkuyorum,” dedi. O an yaprak nazikçe dalından kopup kekliğin kanadına kondu.
İkinci işaret olan Gümüş Taş’ı bulmak için dik bir yamaca tırmandılar. Taş, sanki kendi içinden bir ışık yayıyor gibi parlıyordu. Taş onlardan zor zamanlarda bile iyi kalma sözü istedi. Neşeli Keklik bu sözü verince taş önlerine yuvarlanıverdi. Son durakları ise aynaya benzeyen Sessiz Pınar’dı. Pınarın suyu o kadar durgundu ki zaman durmuş gibiydi.
Neşeli Keklik suyun kenarında kendi yansımasına uzun uzun baktı. Pınar ona her zaman gülmek zorunda olmadığını fısıldadı. Keklik o an kalbindeki tüm ağırlığı suyun serinliğine bıraktı. Üzüntüsünü ve korkusunu kabul edince ormanın sessizliğini dinlemeye başladı. Bu sadece kulaklarıyla yapılan bir dinleme değildi. Ormanın fısıltısını ruhuyla, kalbiyle ve tüm varlığıyla hissediyordu.
—
## Şarkı Çanağı ve Umudun Işığı
Sonunda ormanın tam kalbindeki büyük açıklığa ulaştılar. Orada, bir taşın üzerinde muazzam güzellikteki Şarkı Çanağı duruyordu. Çanak güneşin altın rengi ile ayın gümüş rengini taşıyordu. Neşeli Keklik çanağın yanına gidip gözlerini sıkıca kapattı. Artık şarkı söyleme sırası ona gelmişti. Ama bu kez sadece neşeli bir melodi mırıldanmıyordu.
Keklik, şarkısına önce biraz hüzün ve biraz da özlem kattı. Sonra melodiyi cesaretin ve dostluğun gücüyle besledi. Şarkı bittiğinde çanaktan dalga dalga parlak bir ışık yayıldı. Bu ışık ağaçların arasından geçerek tüm ormana can verdi. Kurumaya yüz tutan dere yeniden neşeyle çağıldamaya başladı. Boynu bükük çiçekler yapraklarını gökyüzüne doğru gururla açtı.
Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Ormandaki tüm canlılar yeniden şarkı söylemeye başladı. Neşeli Keklik, gerçek mutluluğun her duyguyu paylaşmak olduğunu anladı. Artık kalbi korkudan değil, huzurlu bir güvenden dolayı atıyordu. Arkadaşı Fındık ile beraber yuvalarına dönerken orman gülümsemişti. Herkes birbirini daha iyi anlıyor ve daha çok seviyordu.
Neşe paylaştıkça gökyüzüne yükselen renkli bir uçurtma olur.



