Gülmeyi Unutan Kale
Bir zamanlar tepelerin en yüksek noktasında, görkemli ama sessiz bir kale vardı. Duvarları taş gibi soğuktu çünkü içinde kimse gülmüyordu. Fakat bir gün kaleye yanlışlıkla giren küçük bir çocuk, kahkahanın bile bir ışık kadar güçlü olduğunu herkese gösterecekti.

Bir dağın zirvesinde, bulutların arasına gizlenmiş gri bir kale vardı. Eskiden müzik, kahkaha ve neşe doluydu. Ama yıllar geçtikçe sessizlik çökmüş, duvarlar yosun tutmuştu. Kaleyi koruyan hizmetkârlar bile fısıltıyla konuşurdu, çünkü “kral artık gülmezdi.”
Kral yıllar önce tek çocuğunu kaybetmişti. O günden sonra kalede hiçbir şarkı söylenmedi, mumlar erken söndürülür, pencereler hep kapalı tutulurdu.
Köylüler kaleye “Sessizlik Sarayı” derdi.
Bir sabah, rüzgârın getirdiği bir balon kalenin penceresinden içeri süzüldü. Peşinden küçük bir çocuk koşarak içeri girdi. Adı Arda’ydı. Kalenin dev kapıları kendi kendine kapanınca içeride kaldı.
Koridorlarda yankılanan adımlarına karşın kimse ses vermedi.
“Burada kimse yaşamıyor mu?” diye bağırdı.
Bir anda yaşlı bir hizmetkâr belirdi.
“Şşşt! Sessiz ol evlat. Kral sessizlik ister.”
Arda başını eğdi ama sonra kıkırdamaya başladı.
“Herkes bu kadar susarsa, rüzgâr bile sıkılır!”
O kahkaha kalenin duvarlarında yankılandı. Mumlar hafifçe titreşti. Hizmetkârlar şaşkınlıkla birbirine baktı.
“Ne zamandır böyle bir ses duymamıştık,” dedi biri.
Arda koridorlarda dolaştı, taş duvarlara elleriyle vurdu, kendi sesini dinledi.
“Bu kadar sessizlik, insanı üşütür,” dedi.
Sonra kralın odasına girdi. Kral tahta oturmuş, düşüncelere dalmıştı.
“Selam kral amca!” dedi neşeyle.
Kral kaşlarını çattı. “Kimsin sen?”
“Ben Arda. Balonumu almaya geldim ama biraz kayboldum.”
Kral derin bir nefes aldı. “Burada kaybolan çok olur ama kimse gülmez.”
Arda gülümsedi. “O zaman ben ilk olurum.”
Ve başladı: Kendi komik hikâyelerini, köydeki keçilerin maceralarını anlattı.
Kral önce donuk bir yüzle dinledi, sonra dudak kenarındaki çizgi kıpırdadı.
Bir gülümseme… ardından kahkaha!
Kaledeki mumlar birer birer yandı, duvarlardan yankı döndü.
“Ne oluyor?” diye sordu kral.
Hizmetkâr sevinçle yanıtladı: “Kale gülmeyi hatırladı, majesteleri!”
O günden sonra kalede her sabah müzik çaldı, her pencereden ışık sızdı.
Kral, Arda’yı evlatlığı ilan etti.
Ve tepelerdeki o sessiz kale, bir daha hiç susmadı.
Bu masaldan öğrendiğimiz ders:
Kahkaha bir kalbi değil, bir dünyayı ısıtabilir. Bazen en karanlık yer, bir çocuğun gülümsemesiyle yeniden doğar.



