Gümüş Orman’ın Nazik Devleri ve Fısıldayan Rüzgâr

Yastık Kalesinin Ardındaki Gizli Yol
Bir zamanlar oyun oynamayı çok seven üç yakın arkadaş vardı. Selim macerayı severdi. Dilara çok akıllıydı. Rümeysa ise sürekli şakalar yapardı. Bir cuma akşamı Selim’in odasında toplandılar. Odadaki yumuşak yastıkları üst üste dizdiler. Renkli çarşafları sandalyelerin üzerine gerdiler. Sonunda kocaman bir Gece Kalesi yaptılar.
Selim elindeki küçük feneri yaktı. Işığın sarı parıltısı kalenin içini aydınlattı. Arkadaşlarına bakıp fısıldadı: “Bu tünelin ucu uzaklara çıkıyor olabilir.” Rümeysa yeşil dinozor tulumunun kapüşonunu düzeltti. Kıkırdayarak cevap verdi: “Umarım gittiğimiz yerde lezzetli yemekler vardır.” Dilara ise gözlüğünü burnunun üzerine sabitledi. Hep birlikte tünelin içine doğru emeklediler.
Yolun sonunda yumuşak bir kaydıraktan kaydılar. Kendilerini yemyeşil ve huzurlu bir ormanda buldular. Burası bildikleri hiçbir yere benzemiyordu. Ağaçların yaprakları gümüş gibi parlıyordu. Havada taze çiçeklerin ve taze ekmeğin kokusu vardı. Çocuklar el ele tutuşup çimenlerin üzerinde yürümeye başladılar. Her şey çok sakin ve güvenli görünüyordu.
Örgü Ören Kurt ve Ormanın Şarkısı
Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken bir ses duydular. Birisi tık tık ederek bir şeyler yapıyordu. Çalıların arasından yaşlı bir kurt çıktı. Ama bu kurt hiç de korkutucu değildi. Gözlüğünü takmış, elindeki şişlerle pembe bir kazak örüyordu. Çocukları görünce nazikçe gülümsedi. “Hoş geldiniz küçük misafirler,” dedi sesi kadife gibi yumuşaktı.
Dilara şaşkınlıkla kurda baktı. “Siz masallardaki kurt değil misiniz?” diye sordu. Kurt elindeki örgüyü bıraktı. Derin bir nefes aldı ve çevreyi dinledi. “Ben sadece huzuru ve örgüyü severim,” dedi. “Şu an rüzgârın sesini duyuyor musunuz? Bana yeni bir desen fısıldıyor.” Kurt, rüzgârın ağaçlar arasındaki ıslığını büyük bir dikkatle dinliyordu.
Acaba ben de rüzgârın ne dediğini anlayabilir miyim? diye düşündü Selim kendi kendine. Kurt onlara birer salkım tatlı üzüm ikram etti. Artık kimse korkmuyordu. Bu diyarda her canlı birbirine saygı duyuyordu. Çocuklar kurda teşekkür edip yollarına devam ettiler. Gökyüzü mor ve lacivert renklerle süslenmişti. Yıldızlar sanki onlara göz kırpıyordu.
Aşçı Ejderha ve Çiçek Seven Dev
Biraz ileride büyük bir mağara gördüler. Mağaranın önünde kocaman yeşil bir ejderha duruyordu. Ejderhanın kafasında beyaz bir aşçı şapkası vardı. Belinde ise üzerinde çiçek resimleri olan bir önlük takılıydı. Ejderha mutsuz görünüyordu. “Yine pizzanın kenarını fazla pişirdim,” diye dert yandı. Ağzından ateş değil, sadece küçük sıcak buharlar çıkıyordu.
Rümeysa hemen ileri atıldı. Ejderhaya pizzayı ne zaman fırından çıkaracağını gösterdi. Ejderha çok mutlu oldu. Sevinçten kuyruğunu yavaşça salladı. Onlara en lezzetli sebzeli pizzalarından ikram etti. O sırada yer hafifçe sarsıldı. Uzaktan çok uzun boylu bir dev geliyordu. Ama dev o kadar yavaş yürüyordu ki karıncaları bile incitmiyordu.
Devin elinde kocaman, mavi bir sulama kabı vardı. Eğilip yerdeki minik papatyalara baktı. Onlara kısık bir sesle ninni söylemeye başladı. Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı ve devin şarkısına eşlik etti. Dev, çiçeklerin susadığını dokunuşlarından anlıyordu. Çocuklar bu devin ne kadar yufka yürekli olduğunu hemen fark ettiler.
Sabah Güneşi ve Kalpten Gelen Dostluk
Zamanın nasıl geçtiğini kimse anlamamıştı. Uzaklardan güneşin ilk ışıkları ormanı aydınlatmaya başladı. Yastık kalesinin girişi havada bir kapı gibi belirdi. Kurt, Ejderha ve Dev çocuklara el salladılar. “Kalbinizdeki iyiliği hiç kaybetmeyin,” dediler. Çocuklar tekrar tünelden geçerek Selim’in odasına döndüler. Yataklarına yattıklarında yüzlerinde kocaman bir gülümseme vardı.
Rümeysa gözlerini kapatırken fısıldadı: “Hepsi bir rüya mıydı acaba?” Selim pijamasının cebine elini attı. Orada Ejderha’nın verdiği sıcak pizza dilimini buldu. Hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Sert görünenlerin yumuşak kalpleri olabilirdi. Sessizliği dinleyenler, dünyanın en güzel şarkılarını duyabilirdi. Önemli olan gözlerle değil, sevgiyle bakabilmekti.
Üç arkadaş o gece mışıl mışıl uyudular. Rüyalarında gümüş yapraklı ağaçların altında dans ettiler. Dışarıdaki dünya sakindi, oda ise sıcacıktı. Artık biliyorlardı ki her canlı sevgiyle güzelleşirdi. Ormanın fısıltısı kulaklarında nazik bir melodi gibi kaldı. Yıldızlar parladı, gece sustu ve dostluk kazandı.
Sevgi dolu yüreklere, tatlı rüyalar uykunun kucağında eşlik etsin.



