Altın Kanatlı Rüzgâr ve Şehrin Renkli Elbiseleri

Gümüş Deniz ve Turuncu Yapraklar

Uzaklarda, denizin kıyısında büyük ve neşeli bir şehir varmış. Bu şehirde günler hep hareketli geçermiş. Gökyüzü bazen pamuk gibi bulutlarla kaplanırmış. Deniz ise güneşin altında gümüş bir tepsi gibi parlarmış.

Kıyıdaki ağaçlar sonbahar geldiğinde elbiselerini değiştirmeye başlamış. Kimisi parlak sarı, kimisi de sıcak turuncu giysiler kuşanmış. Rüzgâr estikçe dallar hafifçe sallanırmış. Sanki ağaçlar birbirine gizli birer selam veriyormuş.

Küçük bir yaprak, dalın ucunda neşeyle bekliyormuş. Rengi en sevilen bal kabağı gibi turuncuymuş. Kenarları altın sarısı çizgilerle süslüymüş. Rüzgârın kendisini ne zaman dansa kaldıracağını merak ediyormuş.

Bir sabah, güneş pencerelere usulca dokunurken rüzgâr gelmiş. Yaprak, dalından minik bir çıtırtıyla ayrılmış. Havada süzülürken sanki görünmez bir salıncakta sallanıyormuş. Gökyüzü ona bugün çok daha geniş ve mavi görünmüş.

Rüzgârın Gizli Şarkısı

Yaprak havada uçarken, rüzgârın sesini duymaya çalışmış. Fiziksel bir ses değilmiş bu, kalbiyle hissettiği bir melodiymiş. Acaba bugün şehir bana hangi hikâyeleri anlatacak? diye kendi kendine düşünmüş.

Aşağıda kıvrıla kıvrıla uzanan yollar varmış. Parklarda sapsarı yapraklardan halılar seriliymiş. Rüzgâr estikçe bu halılar hafifçe havalanıyormuş. Yaprak, havada kendi etrafında üç tam tur dönmüş.

Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdamış. Gövdesi kocaman, dalları ise gökyüzüne uzanan kollar gibiymiş. Yaprak, yaşlı meşenin bu huzurlu sesini dinlemiş. Meşe ağacı, kökleriyle toprağa sıkıca sarılarak gülümsüyormuş.

Rüzgâr, yaprağı denizin ortasındaki küçük kuleye doğru taşımış. Kule, bembeyaz duvarlarıyla denizin ortasında bir inci gibiymiş. Martılar kulenin etrafında daireler çizerek şarkılar söylüyormuş. Her şey çok sakin ve güvenli görünüyormuş.

Doğanın Temizlik Günü

Birden gökyüzünde gri, yumuşak bulutlar toplanmaya başlamış. Bulutlar sanki birbirine sarılan dev yastıklar gibiymiş. Hava biraz serinlemiş ama bu serinlik tazeleyiciymiş. Herkes yağmurun gelmesini sessizce bekliyormuş.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Kanatlı Ormanın Şarkısı

Küçük damlalar ‘tık tık’ diye yere düşmeye başlamış. Topraktan çok güzel, taze bir koku yükselmiş. Yağmur, ağaçların tozlarını yıkıyor ve onları parlatıyormuş. Şehir sanki büyük bir banyodan çıkmış gibi ferahlamış.

Yaprak, bir yağmur damlasının üzerine binip süzülmüş. Islanmak hiç de korkutucu değil, aksine çok eğlenceliymiş. Su sesini dinlemek, dünyanın ritmine ayak uydurmak gibiymiş. İçsel bir huzur tüm şehri yavaşça sarmalamış.

Yağmuru dinlemeyi öğrenenler, toprağın teşekkürünü de duyarmış. Ağaçlar içtikleri suyla daha güçlü kökler salıyormuş. Doğa, uykusuna yatmadan önce son bir kez temizleniyormuş. Her damla, bir sonraki baharın müjdecisi gibiymiş.

Işığın ve Renklerin Vedası

Güneş batarken gökyüzü pembe ve mor renklere boyanmış. Yağmur durmuş, geriye pırıl pırıl bir manzara kalmış. Küçük yaprak, bir parkın yumuşak çimenlerine yavaşça konmuş. Görevini tamamlamış olmanın mutluluğunu tüm kalbinde hissetmiş.

Parktaki diğer yapraklarla yan yana gelmiş. Hepsi farklı bir renkte ama aynı güzellikteymiş. Birlikte toprağın üzerinde renkli bir battaniye oluşturmuşlar. Bu battaniye, kış gelince toprağı sıcacık tutacakmış.

Doğanın her hareketi, aslında büyük bir sevginin parçasıymış. Değişimden korkmamak, her mevsimin getirdiği hediyeyi kabul etmek gerekirmiş. Küçük yaprak, gözlerini kapatırken rüzgârın fısıltısını bir kez daha duymuş.

Dünya, sessizce dinleyenlere her zaman en güzel masalları anlatırmış. Gece çökerken yıldızlar şehrin üzerine birer kandil gibi dizilmiş. Toprak ana, evlatlarını şefkatle kucaklamış ve uykuya dalmışlar. Gökyüzü parladıkça yeryüzü huzurla dolmuş, yarınlar hep umutla doğmuş.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu