Yıldızların Terzisi Kozmo ve Parlayan Sıvı Işık

Gökkuşağının Ötesindeki Küçük Dükkan
Bir varmış, bir yokmuş. Gökyüzünün bittiği ve sonsuz yıldızların başladığı yerin çok ötesinde şirin bir dükkan varmış. Bu dükkan, Satürn gezegeninin parlak halkaları üzerinde yavaşça süzülürmüş. Camdan duvarları olduğu için içerisi her zaman ışıl ışıl görünürmüş. Kapısının üzerindeki tabelada altın harflerle ‘Yıldız Terzisi’ yazarmış. Burada evrenin en yaratıcı ustası olan genç Kozmo yaşarmış.
Kozmo sıradan bir terzi değilmiş. O, iğne yerine kuyruklu yıldızların sivri uçlarını kullanırmış. İplikleri ise sönmüş yıldızların geride bıraktığı yumuşak ışıklardan yaparmış. Dükkanına her gün farklı gezegenlerden misafirler gelirmiş. Kozmo hepsini güler yüzle karşılarmış. Onlara en uygun kıyafetleri dikmek için gece gündüz çalışırmış. Her kumaşın kendine has bir sesi olduğuna inanırmış.
Kozmo işini yaparken dükkanın sessizliğini dinlemeyi çok severmiş. Bu sessizlik ona yeni fikirler verirmiş. Dört kollu Marslılar için geniş gömlekler hazırlarmış. Uçan Jüpiterliler için ise rüzgarda yırtılmayan pelerinler dikermiş. Galaksideki herkes bu yetenekli terziyi konuşurmuş. Kozmo ise sadece işine odaklanırmış. Onun için her müşteri yeni bir hikaye demekmiş. Dükkanındaki aynalar bile gelenlerin mutluluğunu yansıtınca parlamaya başlarmış.
Beklenmedik Bir Misafir ve Zor Bir Bilmece
Bir sabah dükkanın kapısı hafifçe çalınmış. Kapı ‘Vııızt!’ diye iki yana açılmış. İçeriye mor renkli ve oldukça üzgün görünen bir uzaylı girmiş. Bu nazik misafirin adı Diken’miş. Diken’in her yerinde sert ve keskin oklar varmış. Adımları yavaş ve çekingenmiş. Kozmo onu hemen bir koltuğa davet etmiş. Diken derin bir iç çekerek anlatmaya başlamış. Üzerine giydiği her şeyin saniyeler içinde parçalandığını söylemiş.
‘Merhaba Kozmo,’ demiş Diken sesi titreyerek. ‘Benim üzerime hiçbir kıyafet olmuyor. Ne giysem dikenlerim yüzünden hemen yırtılıyor. Ben de herkes gibi renkli ve güzel görünmek istiyorum.’ Kozmo dikkatle dinlemiş. Diken’in üzüntüsünü kalbinde hissetmiş. Genç terzi elini çenesine koymuş ve düşünmeye başlamış. Bu durum gerçekten de büyük bir ustalık gerektiriyormuş. Kumaşlar narin, dikenler ise çok sertmiş.
Kozmo raflarındaki en sağlam malzemeleri çıkarmış. Önce gümüş renkli Ay İpeği’ni denemiş. Ancak kumaş daha Diken’e değer değmez ‘Cırt!’ diye yırtılmış. Sonra çok kalın olan Güneş Kadifesi’ni getirmiş. Bu sefer de kumaş delik deşik olmuş. Diken’in umudu iyice azalmış. Yavaşça yerinden kalkmış ve kapıya doğru yönelmiş. Belki de kendisi için hiçbir zaman güzel bir kıyafet dikilemeyeceğini düşünmüş. Gözleri yere bakıyormuş.
Sıvı Işığın Sırrı ve Yeni Bir Keşif
Tam o sırada dışarıdaki rüzgar dükkanın camlarına hafifçe vurmuş. Kozmo rüzgarın bu tatlı vuruşunu bir mesaj gibi algılamış. Ormanın derinliklerindeki fısıltıları dinler gibi dükkanın ruhunu dinlemiş. İçinden bir ses ona durmasını söylemiş. *Eğer sert olanı yumuşak olanla yenemiyorsan, akışkan olanı denemelisin,* diye kendi kendine düşünmüş Kozmo. Bu fikir zihninde aniden bir yıldız gibi parlamış. Diken’e seslenmiş.
‘Dur Diken! Gitme! Aklıma harika bir fikir geldi,’ demiş heyecanla. ‘Senin ihtiyacın olan şey alışılmış kumaşlar değil. Senin ihtiyacın olan tek şey enerji!’ Kozmo hemen arka odadaki makinesini çalıştırmış. Bu makine havada uçuşan yıldız tozlarını toplarmış. Pırıltılı tozları büyük bir cam kavanoza doldurmuş. Tozlar kavanozun içinde minik şelaleler gibi akıyormuş. Kozmo onları özel bir yöntemle eğirmeye başlamış.
Ortaya çıkan yeni madde ne katıymış ne de sıvı. Bu, asla yırtılmayan ve su gibi akışkan olan ‘Sıvı Işık Kumaşı’ymış. Kozmo bu ışıklı maddeyi Diken’in üzerine göre biçmeye başlamış. Kumaş, Diken’in sivri uçlarına takılmak yerine, onların etrafından dolanıyormuş. Tıpkı bir derenin taşların arasından akması gibi hareket ediyormuş. Kumaş havada süzülerek Diken’in tüm vücudunu yumuşacık bir şekilde sarmış. Her yer ışıl ışıl olmuş.
Aynadaki Parıltı ve Mutlu Son
Diken aynanın karşısına geçtiğinde gözlerine inanamamış. Üzerinde mor ve gümüş renklerinde parlayan muhteşem bir kostüm varmış. Dikenleri artık bir engel değil, kıyafetin desenleri gibi görünüyormuş. Hiçbir yeri acımıyor, hiçbir yerinden çekiştirilmiyormuş. Üstelik hareket ettikçe kıyafeti bir yıldız kümesi gibi dalgalanıyormuş. Diken’in üzgün yüzünde kocaman bir gülümseme belirmiş. Sonunda o da hayal ettiği şıklığa kavuşmuş.
‘Yaşasın!’ diye bağırmış neşeyle. ‘Artık benim de kendime has bir tarzım var!’ Kozmo da en az onun kadar mutlu olmuş. Diken dükkandan çıkarken adeta dans ediyormuş. Arkadaşlarına ve ailesine yeni kıyafetini göstermek için sabırsızlanıyormuş. Kozmo ise dükkanının camından onun gidişini izlemiş. Yaşlı meşe ağacı gibi derin bir nefes alan dükkan, sanki başarıyı kutlar gibi ışıklarını hafifçe kırpıştırmış. Her şey olması gerektiği gibiymiş.
Kozmo o gün çok önemli bir şeyi tekrar hatırlamış. Her varlığın yapısı birbirinden farklıymış. Önemli olan, birine uymayanı zorla kabul ettirmek değilmiş. Önemli olan, herkesin kendi eşsiz doğasına uygun olan yolu bulmasıymış. Diken o günden sonra uzay partilerinin en parlak yıldızı olmuş. Kozmo’nun dükkanı ise daha pek çok çözümsüz görünen soruna ışık tutmaya devam etmiş. Gökyüzünde her zaman bir çözüm yolu varmış.
Gökten üç yıldız tozu düşmüş; biri üretene, biri keşfedene, biri de içindeki sesi dinleyene.



