Değerler Eğitimi Masalları
-

Ayçiçeği Prensesi
Bir zamanlar, Altınovalı Krallığı’nda sabahlar hep neşeyle başlardı.Her yer sarıya boyanır, ayçiçekleri güneşe dönüp gülümserdi.Krallığın prensesi Elara, her sabah sarayın bahçesine çıkar, çiçeklerle konuşurdu.“Günaydın küçük dostlarım, bugün de ışıldıyor musunuz?” Ama bir sabah, garip bir sessizlik vardı.Ayçiçekleri eğilmişti.Ne dönüyorlardı, ne de gülümsüyorlardı. Elara şaşırdı.“Ne oldu size?” diye sordu ama çiçeklerden ses çıkmadı.Sarayın bilge bahçıvanı geldi.“Prensesim,” dedi, “güneşin ışığı var ama…
Devamını Oku » -

Konuşan Kütüphane
Mert, her boş vaktini kütüphanede geçirirdi. Bir gün, kütüphanenin arka raflarında daha önce hiç görmediği bir kapı buldu. Kapıyı açtığında, kitapların canlı olduğu sihirli bir odaya girdi. Burada, macera kitapları kahramanlarla sohbet ediyor, şiir kitapları mırıldanıyor, bilim kitapları deneyler yapıyordu. Ancak Mert, bazı kitapların sayfalarının solduğunu fark etti. “İnsanlar bizi okumazsa, yok oluruz,” diye açıkladı yaşlı bir sözlük. “Özellikle çocuklar…
Devamını Oku » -

Zamanın Renkleri ve Saatin Çarkları
Yaşlı saatçi Zamaner, dünyanın zamanını tutan dev bir saatin bekçisiydi. Bir sabah, saatin çarklarının arasında mavi gözleriyle etrafı süzen bir kız gördü. Kız, kendisine “Lara” dedi ve zamanın renklerinden bahsetti. Zamaner şaşırmıştı, çünkü hiç kimse zamanın renklerini göremezdi. Lara, saatin neden yavaşladığını biliyordu: “Geleceğin mavisi soluyor, çünkü insanlar hayal kurmayı unutuyor,” dedi. Zamaner, bunu düzeltmek için Lara’ya ihtiyaç duyduğunu anladı.…
Devamını Oku » -

Rüya Terzisi ve Kâbus İplikleri
Luna’nın atölyesi iki dünyaya açılıyordu: gündüzleri insanların geldiği perdeli bir dükkân, geceleri ise rüyaların dokunduğu sisli bir diyar. Müşterileri ona en güzel anılarını anlatır, o da bu anılardan rüya kumaşları dokurdu. Bir pazartesi sabahı, tüm müşterileri bitkin ve korku dolu gözlerle dükkâna geldi. Hepsi aynı kâbusu görmüştü: sonsuz bir labirentte kaybolmak. Luna hemen rüya tezgâhını kontrol etti. Normalde altın ve…
Devamını Oku » -

Fısıltıları Dokuyan Terzi
Leyla’nın dikişi sihirliydi. Diktikleri sadece kumaşları birleştirmiyor, aynı zamanda ruhları da onarıyordu. Bunun sırrı, onun etraftaki sessiz konuşmaları duyabilme yeteneğiydi. Her dikiş, bir fısıltıyı, bir umudu veya bir korkuyu da beraberinde taşıyordu. Bu yüzden onun diktikleri, giyene tuhaf bir huzur verirdi. Kasabanın en zengin ailesi, kızları İpek için muhteşem bir düğün planlıyordu. İpek, ailesinin seçtiği, yaşlı ve zengin bir tüccarla…
Devamını Oku » -

Düşlerini Yıkamayan Çocuk
Leo’nun en sevdiği şey uyumaktı. Çünkü onun rüyaları sıradan değildi. Uçan balinaların sırtında gezer, şekerleme evlerinden yollar inşa eder, konuşan kitaplarla sohbet ederdi. Bu rüyalar o kadar gerçekti ki, sabah uyandığında saçlarında mavi bir parıltı, pijamalarında çimen yeşili lekeler, yastığında ise yıldız tozu kalıntıları olurdu. Annesi ona gülerek, “Leo, yine düşlerini yıkamayı unutmuşsun!” derdi. Fakat bir pazartesi sabahı, Leo uyandığında…
Devamını Oku » -

Fısıldayan Ağaçların Gizli Notası
Köyün tam ortasında, dalları bulutlara değen, gövdesi beş kişinin ancak sarabildiği ulu bir Çınar Ağacı yükselirdi. Bu ağaç sadece bir ağaç değil, köyün hafızası, sırdaşı ve müzisyeniydi. Rüzgar estiğinde, yapraklarından sadece bir hışırtı değil, büyüleyici, kadim bir melodi yayılırdı. Ancak bu melodi her seferinde biraz eksik, biraz yarım kalırdı. Tıpkı içinden bir nota çalınmış bir şarkı gibi… Köydeki en yaşlı…
Devamını Oku » -

Konuşan Gölge
Dağların arasındaki küçük bir köyde, Aras adında meraklı bir çocuk yaşardı. Her sabah erkenden kalkar, güneş doğarken bahçeye koşar, kollarını açar, gölgesine “günaydın” derdi. Gölgesi de onunla birlikte uzar, kısalır, bazen de gizlenirdi. Bir gün annesi sordu:“Aras, neden her sabah gölgenle konuşuyorsun?”Aras gülümsedi. “Çünkü o benim en sessiz arkadaşım.” Ama akşam olunca gölge kaybolurdu. Güneş batarken Aras’ın içini hep bir…
Devamını Oku » -

Rüyaları Boyayan Çocuk
Mira, küçücük bir köyde yaşayan hayalperest bir kızdı. En büyük tutkusu resim yapmaktı. Ama onun fırçası sihirliydi — çünkü sadece rüyalarında çalışırdı. Uyuduğu her gece gökyüzünü pembe, bulutları turuncu, yıldızları mor renge boyardı. Sabah olduğunda ise çizdiği rüyalar, sabah güneşinin ışığında kaybolurdu. Bir sabah Mira uyandığında odası bomboştu. Duvarlarında hiç renk yoktu, rüyalarının izi bile kalmamıştı.“Renklerimi kim aldı?” diye fısıldadı.Rüzgâr…
Devamını Oku » -

Zamanı Durduran Çiçek
Rüzgâr Vadisi’nde her sabah kuşlar şarkı söyler, kelebekler dans ederdi. Vadinin en güzel yerinde ise minik, mor yapraklı bir çiçek yaşardı. Adı Liva’ydı. Her sabah güneşe gülümser, akşam olunca başını eğip uyurdu. Bir sabah içini bir huzursuzluk kapladı.“Her gün aynı şeyleri yaşıyorum,” dedi içten içe. “Açıyorum, kapanıyorum, açıyorum… Keşke zaman bir günlüğüne dursa da dinlensem.”Rüzgâr, bu dileği duydu ve fısıldadı:…
Devamını Oku »









