Demir Kanatlı Kara Tren’in Şarkısı

Gümüş Rayların Üzerindeki Sessiz Misafir

Küçük bir kasabanın kıyısında eski bir istasyon vardı. Bu istasyonun pencereleri her sabah güneşe neşeyle gülümserdi. En uçtaki tozlu rayların üzerinde dev bir gövde dururdu. Bu, simsiyah boyasıyla parlayan emektar Kara Tren’di.

Kara Tren’in kocaman bir bacası ve hüzünlü bir düdüğü vardı. Herkes onu sadece metalden yapılmış sessiz bir makine sanırdı. Kimse onun derin hisleri olduğunu veya hayaller kurduğunu bilmezdi. Oysa o, her gece gökyüzündeki parlak yıldızlara bakardı.

İstasyonun sadık bekçisi olan yaşlı meşe ağacı, rüzgârla eğilirdi. Ağaç, yapraklarını hışırdatarak Kara Tren’in metal gövdesine yumuşakça dokunurdu. Kara Tren de bu dostça selamı tekerleklerini hafifçe tıkırdatarak yanıtlardı. İkisi de sessizliğin içindeki o gizli dili çok iyi bilirdi.

Rayların Ucundaki Küçük Bir Merhaba

Bir bahar sabahı istasyonun yanındaki mavi evden bir çocuk çıktı. Adı Ali olan bu çocuk, elinde tahta bir oyuncak tutuyordu. Kara Tren’i görünce adımları yavaşladı ve gözleri merakla parladı. Annesinin elini bırakıp dev lokomotife doğru heyecanla koştu.

“Anne bak, Kara Tren yine burada bekliyor!” diye seslendi. Annesi oğlunun saçlarını okşadı ve trene sevgiyle baktı. “O çok eski bir dosttur Ali, nice yollar aşmıştır,” dedi. Ali, trenin dev tekerleklerine bakarken onun yorgun olduğunu hissetti.

Küçük çocuk parmak uçlarında yükselerek trenin soğuk gövdesine dokundu. “Sen burada yapayalnız mısın?” diye fısıldadı sessizce. Kara Tren, uzun zamandır ilk kez birinin kendisine değer verdiğini anladı. İçinden galiba sonunda beni gerçekten duyan biri çıktı diye geçirdi.

O an lokomotifin bacasından ince, beyaz bir duman yükseldi. Raylar belli belirsiz bir sesle “çuf” diye inledi. Ali bu sesi duyunca yerinden sıçradı ama hiç korkmadı. Trenin kendisine cevap verdiğini anlamıştı ve bu aralarında başlayan gizli bir dostluktu.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Benekli Dostun İzinde: Şehrin Kalbine Yolculuk

Geleceğe Doğru Uzanan Derin Endişe

Günler geçtikçe Ali her sabah istasyona gelmeye devam etti. Kara Tren’e okulda öğrendiği şarkıları ve çizdiği resimleri anlattı. Tren ise onu dinlemek için rüzgârın sesini bile bastırırdı. Onu dinlemek, sadece kulakla değil, kalbin en derin köşesiyle yapılan bir işti.

Bir akşamüstü Ali istasyona her zamankinden daha hızlı koşarak geldi. Yüzünde daha önce hiç görmediği bir endişe ifadesi vardı. “Kara Tren, büyükler senin artık çok eskidiğini söylüyorlar,” dedi üzüntüyle. “Seni buradan götürüp parçalara ayıracaklarmış.”

Kara Tren duydukları karşısında tüm gövdesinin titrediğini hissetti. Raylar soğuk bir ürpertiyle sarsıldı ve bacasından gri dumanlar çıktı. Onca hatıra, aşılan onca karlı dağ ve kavuşan insanlar unutulacak mıydı? Kendi kendine yolculuğum burada mı bitecek? diye sordu.

İstasyonun yaramaz kedisi Miskin, trenin tamponuna zıplayıp oturdu. “Neden bu kadar kederli nefes alıyorsun dostum?” diye sordu kedi. Kara Tren sadece “çuf” diyebildi. Kedi ise bilgice mırıldandı: “Sesini duyurmak için son bir yolun var, o da sevgidir.”

Kalplere Yolculuk Başlıyor

Ertesi sabah istasyon meydanı hiç olmadığı kadar kalabalıktı. Görevliler Kara Tren’i götürmek için hazırlık yapmaya başlamışlardı. Tam o sırada Ali, elinde eski bir fotoğraf albümüyle kalabalığın önüne çıktı. Herkes şaşkınlık içinde küçük çocuğun ne yapacağını bekliyordu.

“Bu tren sadece demir değil!” diye bağırdı Ali cesurca. “O bizim dedelerimizi kavuşturdu, annelerimizi uzaklardan getirdi. O hatıraları taşıyor.” İnsanlar durup birbirlerine baktılar, sonra eski günleri anımsadılar. Bir amca, denizi ilk kez bu pencerelerden gördüğünü anlattı.

İstasyon şefi duygulanarak derin bir nefes aldı ve kararı durdurdu. Kara Tren artık bir hikâye treni olarak çocukları gezdirecekti. Bacasından sevinç dumanları yükselirken, raylar mutlulukla tınlamaya başladı. Tren, işe yaramaz olmanın yaşla değil, unutulmakla ilgili olduğunu anlamıştı.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Yıldız İşlemeli Ayıcık ve Cesaret Düğümü

Artık her hafta sonu Kara Tren vagonlarında masallarla yola çıkıyordu. Ali pencereden el sallarken trenin düdüğü neşeyle tüm kasabada yankılanıyordu. Sevgiyle bakılan her hatıra, paslı rayları bile altın gibi parlatmaya yetiyordu.

Gökyüzü kararırken raylar çocuk kahkahalarını toprağa fısıldar, sevilen her şey sonsuza dek genç kalır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu