Bölüm 16: Rüzgâr Tepesi’nde Dans

Tepiye Tırmanış
Sabahın ilk ışıkları, şelalenin sularını aydınlatırken dört arkadaş yola çıktı. Rüzgâr Tepesi, ormanın
batısında, en yüksek noktalardan biriydi. Pırpır-Kuyruk önden koşuyor, yolu gösteriyordu. “Bu tepe,”
dedi Pırpır, “rüzgârların buluşma noktası. Dört yönden rüzgâr orada karşılaşır.”
Yol zorlu olsa da manzara muhteşemdi. Tırmanırken, tüm Fısıltı Ormanı ayaklarının altında uzanıyordu.
Gümüş Dere, güneşte parlayan bir şerit gibi görünüyordu. Ulu Çınar bile bu yükseklikten küçücük
duruyordu. Pofuduk Ayı, ormanın büyüklüğü karşısında bir kez daha şaşkınlık duydu.
“Dinlenelim mi?” diye sordu Utangaç-Diken Kirpi, nefes nefese. Herkes yorulmuştu ama tepenin zirvesi
çok yakındı. “Biraz daha,” dedi Pofuduk Ayı teşvik edici bir sesle. “Neredeyse vardık.”
Dans Eden Ağaçlar
Tepenin zirvesine ulaştıklarında, olağanüstü bir manzarayla karşılaştılar. Burada ağaçlar diğerlerinden
farklıydı; gövdeleri ince ve esnek, dalları uzun ve akıcıydı. Rüzgâr estiğinde, ağaçlar gerçekten dans
ediyormuş gibi eğilip bükülüyordu. Her hareket, bir nota çıkarıyordu.
“Harika!” diye fısıldadı Gezgin-Gaga Turna. “Ağaçlar müzik yapıyor!” Pırpır-Kuyruk, ağaçların arasında
koşmaya başladı; dallarla birlikte dönüp döndü. Rüzgâr, onu kaldırır gibi oluyordu. Kirpi, meyvelerin
ağaçların müziğiyle uyum içinde titreştiğini fark etti.
Pofuduk Ayı, tepenin tam ortasında, diğerlerinden büyük bir ağaç gördü. Bu ağacın gövdesinde, tanıdık
semboller vardı. “Üçüncü nota burada olmalı,” dedi Pofuduk Ayı, ağaca yaklaşarak.
Rüzgârın Hediyesi
Pofuduk Ayı, ağacın gövdesine dokunduğunda, rüzgâr aniden durdu. Tüm ağaçlar da durdu. Sessizlik
çöktü. Sonra, ağacın dalları arasından yumuşak bir ışık süzüldü. Dalların arasında, üçüncü nota kristali
parlıyordu.
“Oraya nasıl çıkacağız?” diye sordu Kirpi. Pırpır-Kuyruk hemen atıldı: “Ben çıkarım!” Küçük sincap,
ağaca hızla tırmandı. Dalları, Pırpır’ı destekler gibi eğildi; sanki onu yukarı taşıyorlardı. Birkaç dakika
sonra, Pırpır kristalle birlikte indi.
Kristal, diğer ikisinden farklı bir ses çıkarıyordu; neşeli ve umut dolu. Üç kristali bir araya getirdikler
inde, aralarındaki ışık köprüsü büyüdü. Şarkının üç parçası, birleşmeye hazırlanıyordu.
Tepede Gece
Güneş batarken, dört arkadaş tepede kalmaya karar verdiler. Ağaçlar, rüzgârla birlikte yumuşak bir
melodi çalıyordu; doğal bir konser. Herkes, yıldızların altında yatarak müziği dinledi.
“Kaç tane kristal daha var acaba?” diye sordu Kirpi, yıldızlara bakarak. Turna düşünceli bir şekilde
cevapladı: “Hafıza Odası’ndaki projeksiyon yedi nota gösterdi. Üçünü bulduk. Dört tane daha var.”
Pofuduk Ayı, kristallere baktı. “Dört nota daha,” dedi. “Ve sonra şarkı tamamlanacak.” Rüzgâr, kulak
larına bir şey fısıldadı; sonraki notanın yerini. “Fısıltı Mağarası,” dedi Pofuduk Ayı. “Yarın oraya gitmeliy
iz.”
Ağaçların melodisi, onları uyuttu. Rüzgâr, geceyi koruyucu bir örtü gibi üzerlerine örttü.
Yıldızlar parladı. Orman nefes aldı. Pofuduk Ayı gülümsedi.



